İzmir Kâtip Çelebi Ünivesitesi Slogan

3. Uluslararası Kâtip Çelebi Sempozyumu Yapıldı

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi(İKÇÜ)  İslami İlimler Fakültesince düzenlenen “İslam Medeniyetinin Keşfi 3. Uluslararası Kâtip Çelebi Sempozyumu” çevrimiçi olarak tamamlandı. Yurt içi ve yurt dışından birçok bilim insanının online olarak takip ettiği sempozyum, İKÇÜ kurumsal YouTube hesabından da canlı yayınlandı.

 “Bilim tarihi ve İslam bilim tarihi” alanında ulusal ve uluslararası araştırmalarıyla başarılı çalışmalara imza atan ve “2019 TÜBA Fuat Sezgin Bireysel Özel Ödülü’nün sahibi İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’nun açılış konferansıyla başlayan sempozyum,  İKÇÜ İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sıddık Korkmaz’ın moderatörlüğünde  devam etti.

“O’nun Öğrencisi Olmak Gurur Verici”

Programın açılış konuşmasını yapan, Rektör Prof. Dr. Saffet Köse’nin programları nedeniyle katılamadığını belirterek selamlarını ileten Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Turan Gökçe, İKÇÜ olarak Kâtip Çelebi Sempozyumlarının üçüncüsüne ev sahipliği yapmaktan duydukları memnuniyeti paylaştı.  Kendisinin de tarih bölümü öğretim üyesi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Gökçe, “Kâtip Çelebi’nin adını taşıyan bir üniversitede çalışmaktan, dolayısıyla “Kâtip Çelebi Öğrencisi” olmaktan duyduğum memnuniyeti, mutluluk ve huzuru ifade etmek istiyorum. Bir tarihçi olarak, bunun sadece bizler değil, bütün sosyal ve beşeri bilim alanlarında çalışanlar için büyük bir “devlet” yani “baht”, “talih”, “kısmet” olduğunu, kıymetini takdir ederek, hakkını teslim etmenin, disiplinlerarası iş birliği ile çok boyutlu ve derinlikli akademik çalışmalar yapmanın hepimizin üzerine düşen önemli bir görev olduğunu düşünüyorum.” dedi.

“48 Yıllık Ömrünü İlme Adadı.”

Prof. Dr. Turan Gökçe, Kâtip Çelebi’nin 17. yüzyıl Osmanlı ilim ve kültür hayatının öncüsü olduğunu, tarihten bibliyografyaya, coğrafyaya, felsefeye, sosyolojiye, haritacılıktan astronomiye uzanan alanlarda bilgi üreterek, toplumun ve devletin sorunlarına çözüm ürettiğini vurguladı. Prof. Dr. Gökçe, “Kâtip Çelebi, okumak, okutmak ve yazmakla geçen kısa ömrüne Keşfü’z-zünûn ve Cihannümâ başta olmak üzere, yirminin üzerinde eserden oluşan bir külliyat sığdırdı. Sahip olduğu bütün mal varlığıyla birlikte 48 yıllık ömrünü ilme adamış olan Kâtip Çelebi, Osmanlı dünyasını, etrafındaki dünyadaki değişim ve gelişmeleri de dikkate alarak değerlendirdiği eserleriyle, yaşadığı yüzyılın “Çelebiler Çağı” olarak adlandırılmasında önemli rol oynadı.  Farkına vardığı Avrupa’daki değişimi kavrayabilmek için bir taraftan Batı kaynaklarının tercümesi ile meşgul olan Kâtip Çelebi, bir taraftan da telif ettiği eserlerle, özellikle “Keşfü’z-Zünun” ile ortaya koymaya çalıştığı “geleneğin ürettiği bilim anlayışına dayanarak”, kendi kültür ve medeniyetinden kopmadan geçmişten geleceğe uzanmayı sağlayacak sağlam bir köprü inşa etmeye çalıştı.” diye konuştu.

“Kâtip Çelebi Araştırmaları, Öncelikli Çalışma Alanımız.”

Prof. Dr. Turan Gökçe, değerli bilim ve ilim insanı adına İKÇÜ’de yürütülen çalışmalara da dikkat çekerek; “Kâtip Çelebi araştırmalarında ortak zemin oluşturabilmek için  “Kâtip Çelebi Araştırma ve Uygulama Merkezi” kuruldu. Merkez, Tarih Bölümü ile birlikte “Uluslararası Kâtip Çelebi Araştırmaları Sempozyumu” yaptı ve sunulan bildirileri kitap olarak yayımladı. Daha önce kararlaştırılan, ancak salgın dolayısıyla askıya alınan “atölye çalışmalarının”, normalleşmeyle birlikte önümüzdeki aylarda hayata geçirilmesi planlandı. Kâtip Çelebi araştırmaları, üniversitemizde “öncelikli çalışma alanı” olarak belirlendi. 2015 yılında yayın hayatına başlayan, bugün “uluslararası indekslerce taranan”  “Cihannüma: Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi” 7. Yılında 13. Sayısına ulaştı. İslami İlimler Fakültemizce çıkarılan “Mizanü’l-Hak” da, yayımlanan her bir sayısıyla tırmandığı basamaklarla önemli bir noktaya ulaştı.” şeklinde konuştu.

“Bize düşen görev ders çıkarmak”

İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sıddık Korkmaz ise konuşmasında, Kâtip Çelebi ‘nin kendi döneminden günümüz ilim ve kültür dünyasına kapı aralayan bir âlim olduğunu söyledi. Dekan Prof. Dr. Korkmaz, “Kâtip Çelebi kendi dönemindeki Osmanlı coğrafyasında yaşayan Müslümanların halini görmüş, İç, Güney ve Doğu Anadolu, İran, Irak, Suriye ve Hicaz bölgelerini gezmiş, batıda yaşanan gelişmelerle kıyaslamış ve değişmelerin gelecekteki sonuçlarını tahmin etmiştir. Bu sebeple coğrafya, tarih, kelam, felsefe, astronomi ve matematik gibi ilimlerin geliştirilmesi amacıyla eserler yazmaya yönelmiştir. Bizim gibi onlardan sonra gelen araştırmacıların görevi geçmişte yaşanan tartışmaları görmek, o tartışmalardan gerekli dersleri çıkarmaktır”  dedi.

“Kâtip Çelebi’yi uluslararası düzeyde yeniden hatırlatmak istedik”

Döneminde yaşanan sorunlara karşı ilim ve araştırmayı öne çıkaran tutumu ile tarihteki yerini alan Kâtip Çelebi’den öğrenilecek çok şeyin olduğunu kaydeden Prof. Dr. Korkmaz, “Özellikle dinin anlaşılması ve yaşanması konusunda benzer aşırılıklara günümüzde de zaman zaman şahit olabilmekteyiz. Yaşanan tartışmalara çözüm sunabilmek, Kâtip Çelebi’nin vizyon ve misyonunu tekrar gündeme getirmek amacıyla Katip Çelebi’yi uluslararası düzeyde yeniden hatırlatmak istedik. O ve onun gibi âlimlerin açtığı yollardan geçen Türk milleti bu mirası daha da ileriye taşımaktadır. Her nesil kendi gayret ve çabasıyla bu yolculuğu sürdürmektedir ve yarınlarımız bugünlerimizden daha da iyi olacaktır, bundan herhangi bir şüphemiz yoktur” diye konuştu.

Sempozyum,  İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu’nun  “Taş Yerinde Ağırdır, Kâtip Çelebi’yi Kendi Bağlamında Okumak” başlıklı konferansıyla devam etti.

Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, Çelebi’nin yaşadığı yüzyıl ve öncesindeki tarihi süreçleri değerlendirdiği konuşmasında, XVI. yüzyılın sonuna doğru pek çok alanda Dâru'l-İslâm'daki varlık-bilgi-değer arasında üst bir terkip kuran felsefe-bilim dizgesi hem kavramsal hem de yargısal sınırlarının tükendiğini kaydetti. Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, ”Her bir felsefe-bilim dizgesi mâlik olduğu iç imkânlarını tüketerek, tarihin belirli bir döneminde açılımını tamamlayıp sınırlarına dayanır ve tükenir. İlhanlılar zamanından itibaren tedricen ortak bir kültür havzası hâlini almaya başlayan, XVI. yüzyılda da bunu gerçekleştiren Osmanlı Devleti ile Batı Avrupa arasındaki ilmî ilişkiler, bilginin dolaşımı ve aktarımı gibi konular ayrıntılı bir biçimde araştırılmayı ve incelenmeyi beklemektedir. XVII. yüzyılda Batı Avrupa'dan gelen bilgiler ve düşünceler, Kâtip Çelebî, Levnî, Tezkireci Köse İbrahim Efendi, Vânî Mehmed Efendi, İbn Sellûm, Ebû Behrâm Dımeşkî ve Müneccimbaşı Ahmed Dede gibi pek çok isim üzerinden Osmanlı Devleti'ne aktarıldı” dedi.

XVII. yüzyılın ilk yarısında hem ıslâhat-nâme literatürüne katkıda bulunan, kendi dönemindeki tartışmalara etkin olarak katılan Katip Çelebi’nin ‘geçmişe gitmek değil, kadimden hareket ederek, süreklilik içinde cedide yelken açmak’ tespitiyle öne çıktığını belirten Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, O’nun bu çıkarımın oldukça önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, “ Tarih, coğrafya gibi tasvirî bilimlerde eserler kaleme alan Kâtip Çelebî, kanaatimizce Muhâsebe Dönemi’nde, en azından şimdiki bilgilerimiz ışığında, ilk modellemeyi yapan kişidir. O'na göre sorun tarihî süreç içinde en iyi şekilde inşâ edilen, özellikle Fatih Sultan Mehmed ile Kânûnî Sultan Süleyman dönemlerinde en son şeklini alan felsefe-bilim dizgesinin hakkıyla işletilememesidir; kısaca sorun mevcut paradigmanın etkin bir biçimde çalıştırılması ve iş görmesinin sağlanmasıdır. Bu çerçeve Kâtip Çelebî, mevcut paradigmanın hem eser (Keşfu'z-zunûn an esâmî'l-kutub ve'l-funûn) hem de yazar (Sullemu'l-vusûl ilâ tabakâti'l-fuhûl) seviyesinde bir dökümünü çıkartmış; ayrıca bu paradigmanın dayandığı bilgi (ilm) anlayışı ile ilimler sınıflandırılmasını yeniden gündeme taşımıştır. O'nun bu çalışması aynı zamanda hem bilginin tarihsel olduğu iddiasını hem de bilim dallarındaki yeni keşiflerin mevcudun etkin bir biçimde işletilmesiyle mümkün olduğu tespitini zımnen içerir. Başka bir deyişle, O'nun da benimsediği, dönemindeki siyâsî motto olan "Kânûn-ı kadîm"e dönmek fikri, ilmî hayat için de geçerlidir; ancak burada kast edilen geçmişe gitmek değil, kadimden hareket ederek, süreklilik içinde cedide yelken açmaktır. Kâtip Çelebî'nin bu düşüncesi XVII. yüzyılın ikinci yarısında itibaren dikkate alınacak, XVIII. yüzyılın ilk yarısında ise, nazarî zemini güçlendirilerek, takip edilecektir” diye konuştu.

Ancak bu anlayışın yüzyılın sonunda zayıflamasıyla yeni bir ilkeye dönüştüğünü aktaran Prof. Dr. Fazlıoğlu, “Osmanlı bilginleri bilgiye yönelik olarak Fahreddin Râzî'den beri kendi geleneklerinde var-olan ancak XVII. yüzyılın ilk yarılarında zayıflayan tahkîk yöntemini yeniden ihyâ etmiş ve uygulamaya başlamışlardır. Bu ihyâ ve uygulama bir kaç farklı şekilde cereyan etmiş; ayrıca yüzyılın başı ile sonu arasında tedrici olarak değişime uğramıştır. Başka bir deyişle, köklerini Kâtip Çelebi’de bulan başlangıçtaki "kadîm-ile geleceği kurmak" ilkesi, yüzyılın sonunda çok çeşitli değişkenler nedeniyle, kadîm terk edilerek "cedîd-ile geleceği kurmak" ilkesine dönüşmüştür. Her iki yaklaşımın dışında kendini mevcut ile sınırlayan, bir tür geçmişte yaşayan, geleceği geçmişte anlamaya çalışan bir öbeğin varlığı, zayıf da olsa her zaman hissedilmiştir” şeklinde konuştu.

Kâtip Çelebi’nin Türk tarihinin olmazsa olmazı olduğunu, gelecek nesillere sunduğu modeliyle yol göstericiliğinin vurgulanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Fazlıoğlu, “Mümkün müdür bir bütün olmadan bir parçanın ortaya çıkması? Kendi medeniyetimizi okurken önce ona saygı göstermeyi becermemiz lazım. Varı yok, yoku var göstermeden, bilimsel yöntemlere uygun olarak hakkını vererek anlamamız gerekiyor. Batıda olmuş bir olayı siyasi, politik, ekonomik, askeri gerekçelerine indirgeyerek araştırıyoruz da kendi medeniyetimizde olup bitenleri, delilleri,  gerekçeleri her ne var ise olduğunu düşünmüyor muyuz?  Onların kafası da çalışıyor, bizim de… Kurduğumuz bu büyük medeniyetin tesadüfen kurulduğunu varsaysanız bile sürekliliği ancak bilgiyle mümkündür. Bunun çok iyi anlaşılması gerek.  Buna göre analiz yapılması gerek. İşte Kâtip Çeleb’nin yaptığı, kendi dönemindeki olup biteni nazar ederek bir modellemeye tabi tutması, kendinden sonraki nesillere yol göstermesi ve onlara ne yapmaları gerektiği ile ilgili fikir vermesidir. Bu açıdan Çelebi tarihimizin olmazsa olmaz bir bileşenidir” dedi.

 

 

İlgili Resimler


Menüyü Kapat