Haberler :::
-
26.06.2026
Tıp Fakültesi 10’uncu Dönem Mezunlarını Gururla Uğurladı
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Mezuniyet Töreni’nde 197 genç hekimi meslek hayatına uğurladı. Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanı Amfi Tiyatro’da düzenlenen törende mezunlar ve aileleri büyük gurur yaşadı. Mezunların kortej yürüyüşüyle başlayan törene Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Manisa İl Emniyet Müdürü Adnan Karayel, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuğrul Bulut, İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Bülent Çalık, İzmir Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün, Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Adnan Yamanoğlu, Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Melih Kaan Sözmen, Prof. Dr. Esra Meltem Koç, Fakülte Sekreteri Cem Katırcı, dekanlar, öğretim üyeleri ve çok sayıda aile katılarak gençlerin coşkusuna ortak oldu. Başarılarımız Ulusal Düzeyde Tescillendi Törende üniversite yönetimi adına konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, İKÇÜ Tıp Fakültesinin gelişim sürecine ve elde ettiği başarılara dikkat çekti. 2010 yılında kurulan Tıp Fakültesinin nitelikli eğitim altyapısı ve başarılı akreditasyon süreçleriyle Türkiye'nin en çok tercih edilen tıp fakülteleri arasında yer aldığını kaydeden Prof. Dr. Muhsin Akbaş, "Tıp Fakültemiz temel tıp eğitimlerini Çiğli Balatçık Yerleşkesinde; klinik bilimlerde ise Sağlık Bakanlığına bağlı İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve bu yılbaşında imzalanan protokol çerçevesinde İzmir Şehir Hastanesi’nde faaliyet göstermektedir. Fakültemizin Türkiye Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitimi Ulusal Standartlarını eksiksiz karşıladığı Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu (TEPDAD) tarafından kabul edilerek 2031 yılına kadar tam akredite edilmesi başarılarımızın tescili mahiyetindedir. Bu durum fakültemizin yüksek puanlarla en çok tercih edilen programların başında gelmesinin bir rastlantı olmadığını; sürekli, özverili bir takım çalışmasının sonucu olduğunu göstermektedir. Kısa zamanda önemli başarılara imza atan fakültemiz hem akademik hem eğitsel hem de klinik uygulamaları ile güzel İzmir’imizin ve Türkiye’mizin en önemli yükseköğretim ve sağlık kuruluşlarından biri olmuştur. Eğitim kadromuzun hastanedeki yoğun iş yükü, yürüttüğü teorik dersler, laboratuvar çalışmaları, klinik uygulamalar, ulusal ve uluslararası projeler, araştırma faaliyetleri, yayınlar ve insanımızın farkındalığının artırılması için gerçekleştirdikleri toplumsal katkı etkinlikleri düşünüldüğünde gayretlerinin ve fedakârlıklarının her türlü takdirin üzerinde olduğu aşikârdır. Bu vesileyle, yaptığınız büyük özverili çalışmalarla üniversitemizin adını ulusal ve uluslararası düzeyde duyuran; saygıdeğer ailelerin emanet ettiği öğrencilerimizi meslek hayatlarında ihtiyaç duyacakları bilgi, beceri ve tecrübeleriyle olgunlaştıran siz kıymetli hocalarımızı, öğretim elemanı arkadaşlarımı Üniversitem adına can-ı gönülden tebrik ediyor; ortaya koyduğunuz bütün güzel çalışmalar için çok teşekkür ediyorum” dedi. Bir Doktor Babası Olarak Sizleri Çok İyi Anlıyorum Kendisinin de bir doktor babası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Muhsin Akbaş, ailelerin yaşadığı duygusal süreci çok iyi anladığını ifade ettiği konuşmasında, hekimliğin insan hayatını koruma gayesiyle hem Hak katında hem de insanlar nazarında değeri en yüksek mesleklerden biri olduğunu belirtti. Mezun öğrencilerin ailelerine seslenen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, “Gözlerini dünyaya açtıkları andan itibaren üzerlerine titrediğiniz, gücünüzün yettiğinin en iyisini kendilerine sunmaya çalıştığınız, bin bir emekle büyüttüğünüz, kendileri hakkında hep iyiyi güzeli istediğiniz, vatana, millete, insanlığa hayırlı hizmetler sunmak üzere hazırladığınız çocuklarınızın doktor olarak mezun oldukları bugün, kendilerine ve tabii onlar aracılığıyla sizlere dua edilecek değerli insanlar yetiştirdiğiniz için ne kadar öğünseniz azdır. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olan değerli doktorlarımızın, edindiğiniz bilgi, beceri ve erdemlerle insanlığa en iyi şekilde hizmet edeceğinize olan inancımız tamdır. Doktorlukta başarının ve harcanan emekten duyulan hazzın kaynağı insana verilen değerdir. Karşılaşabileceğiniz maddi ve manevi sorunlarda, yaptığınız işin iyi yönlerine odaklanmak ve sabretmek sizlere güç verecektir. Mezuniyet sonrası hayatınızda hepinize mutluluklar dilerim. Yolunuz açık olsun" diye konuştu. Hekimlik Yalnızca Bilgiyle Yapılan Bir Meslek Değildir Törende mezunlara ve ailelere seslenen Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuğrul Bulut, fakülte için gurur dolu bir gün yaşandığını belirterek 10. dönem mezunlarını uğurlamanın mutluluğunu paylaştı. Bir eğitim kurumunun en büyük başarısının yetiştirdiği mezunlar olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bulut, genç hekimlerin Hipokrat’tan Galen’e, İbn Sina’dan günümüze uzanan köklü bir mirasın parçası olduklarını hatırlattı.Tıp tarihinde teknolojinin ve tanı yöntemlerinin değiştiğini, ancak insanın hekimin bilgisine, dürüstlüğüne ve merhametine olan ihtiyacının değişmediğini vurgulayan Prof. Dr. Tuğrul Bulut, genç meslektaşlarından meslek hayatlarındaki kararlarda yalnızca bilimin ışığını ve etik değerleri rehber edinmeleri gerektiğinin altını çizdi. Dekan Prof. Dr. Bulut, "Tıp tarihinde pek çok şey değişti. Hastalıkları açıklama biçimimiz değişti, tanı yöntemlerimiz gelişti, teknolojilerimiz dönüştü. Ancak değişmeyen bir gerçek var: İnsanın, hastalandığında hâlâ bir hekimin bilgisine, dürüstlüğüne ve merhametine ihtiyaç duyması. Karşınıza çıkan her hasta, bir laboratuvar sonucundan ya da bir görüntüleme raporundan ibaret değildir; her biri bir hayatın, bir ailenin, bir umudun temsilcisidir. Bu nedenle hekimlik, bilimin yanında vicdanı; aklın yanında insan sevgisini de gerektirir. Hastalarınız yazdığınız reçeteleri unutabilir, istediğiniz tetkikleri hatırlamayabilir. Ancak kendilerine nasıl davrandığınızı, onları dinleyip dinlemediğinizi, korkularını anlayıp anlamadığınızı asla unutmayacaklardır. Bazen bir sözünüz, bazen bir bakışınız, bazen de sessizce tuttuğunuz bir el, uyguladığınız tedavi kadar değerli olacaktır. Sizlerden tek bir isteğimiz var: Bilginiz sürekli artsın, kendinizi sürekli geliştirin; ancak vicdanınız hiçbir zaman bilginizin gerisinde kalmasın. Bilginizi vicdanınızla birleştirdiğiniz sürece, hastalarınızın yaşamında unutulmaz izler bırakacaksınız. Hipokrat’ın dediği gibi, “Hayat kısa, sanat uzun, karar vermek ise zor.” Bu nedenle meslek hayatınız boyunca her kararınızda bilimin ışığını ve etik değerlerinizi rehber edinin. Karar vermek noktasında ihtiyaç duyduğunuz tek şeyin yalnız ve yalnız bilimin ışığı ve etik değerler olduğunu asla unutmayın" dedi. Başarının Mimarları: Aileler ve Öğretim Üyeleri Konuşmasında mezunların yetişmesinde en büyük pay sahibi olan ailelere ve öğretim üyelerine de teşekkür eden Prof. Dr. Bulut, anne ve babaların fedakarlıklarına değinerek, "Evlatlarınızın başarıları için yıllarca emek verdiniz. Bu diplomalarda onların adı yazıyor olabilir; ancak satır aralarında sizlerin emeği, sabrı ve sevgisi de var. Değerli hocalarımız; öğrencilerimize tıp bilgisini aktarmanın yanında, hekimlik mesleğinin etik değerlerini, sorumluluğunu ve insan odaklı yaklaşımını da kazandırdı, onların gelişimlerine rehberlik etti ve mesleki yolculuklarında yanlarında oldu. Bugün mezun ettiğimiz her genç hekimde emeğiniz, sabrınız ve özveriniz bulunmaktadır. Fakültemizin akademik gücünü ve bilimsel niteliğini temsil eden siz değerli hocalarımıza, öğrencilerimiz ve fakültemiz adına içten teşekkürlerimi sunuyorum. Bugün mezunlarımızla gurur duyuyorsak, bu başarının en önemli mimarlarından biri de sizlersiniz" diye konuştu. Beyaz Önlüğü Giydiğiniz İlk Günü Hep Hatırlayın Genç hekimlerin sadece bir diploma değil, büyük bir sorumluluk ve meslek onuru devraldıklarını hatırlatan Prof. Dr. Tuğrul Bulut, "Beyaz önlüğü giydiğiniz ilk günü hep hatırlayın. O gün kurduğunuz hayalleri, bu mesleği seçmenize neden olan idealleri ve insanlara yardım etme isteğinizi hiçbir zaman kaybetmeyin. Dünyanın neresinde olursanız olun, her zaman bu fakültenin bir parçası olarak kalacaksınız. Yolunuz açık olsun. Bilim yolunuzu aydınlatsın, vicdanınız size rehberlik etsin" sözleriyle konuşmasını tamamladı. Fakülte Birincisinden "Bilgi ve Vicdan" Mesajı Mezunlar adına dönem konuşmasını gerçekleştiren fakülte birincisi Dr. Beyza Buse Delice ise çok fazla fedakârlık isteyen, zorlu, yorucu ama bir o kadar da heyecan verici olan altı yıllık tıp fakültesi yolculuğunu başarıyla tamamlamanın onurunu yaşadıklarını ifade etti. İnsan hayatına dokunmanın ve iyileştirmenin kutsallığına değinen Dr. Delice, konuşmasında intörnlük sürecinde yaşanan mesleki ve sistemsel zorluklara değinerek, sağlık çalışanlarının yükünü hafifletmek adına intörn doktorların asıl görev tanımlarına odaklanması gerektiğine dikkat çekti. Dr. Delice, "Beyaz önlüklerimizi giydiğimiz ilk gün hepimizin içinde büyük bir heyecan vardı; insan hayatına dokunmanın, iyileştirmenin, umut olmanın hayaliyle başladık yolumuza. Bu süreçte ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide görevimizin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladık. Umuyorum ki yıllar sonra dönüp baktığımızda yalnızca başarılı hekimler olduğumuzu değil, aynı zamanda vicdanını koruyabilmiş insanlar olduğumuzu da görebiliriz. Karamsarlığa kapıldığımızda, onca olumsuzluğun içinde 'Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.' diyen Atamızın sesi yolumuzu aydınlatsın. Bu emanete layık olabilmek dileğiyle; yolumuz açık, kalbimiz daima hastalarımıza ışık olsun. Hiçbir hekimin kendi hayatından endişe etmediği, kendini tıbbın gelişimine adadığı, sağlıkta şiddetin önlendiği, güvenli ve aydınlık yarınlar umut ediyoruz " dedi. Fakülte Temsilcisinden Yönetime ve Akademik Kadroya Teşekkür Törende dönem arkadaşları adına söz alan Fakülte Temsilcisi Dr. Emre Maslak da altı yıllık emeğin, mücadelenin ve sınavların ardından mezuniyet kürsüsünde yer almaktan gurur duyduğunu belirtti. Eğitim hayatları boyunca öğrencilerin her sorunuyla yakından ilgilenen fakülte yönetimine teşekkür eden Dr. Maslak, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Öğrencilerin sorunlarını çözmek için her zaman büyük çaba harcayan ve fakültemizi hep daha ileriye taşımaya çalışan Dekanımız Prof. Dr. Tuğrul Bulut’a; bizlerin çalışma koşullarını ve haklarını iyileştirmek için günün her saatinde ulaşılabilir olan Dekan Yardımcılarımız Prof. Dr. Melih Kaan Sözmen ve Prof. Dr. Esra Meltem Koç hocalarımıza en içten şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca desteklerini her zaman hissettiğimiz Prof. Dr. Mustafa Agah Tekindal ile fakültemizin akreditasyon sürecinde büyük emekleri olan Doç. Dr. Funda İfakat Tengiz ve bizlere bir öğretmenden çok daha fazlası olan Doç. Dr. Osman Sezer Çınaroğlu hocalarımıza, tüm asistanlarımıza ve öğrenci işleri personelimize sınıfım adına çok teşekkür ederim." Altı yıllık eğitim sürecinde kendilerini yalnız bırakmayan ailelerine, sınıf ve dönem temsilcilerine de teşekkürlerini ileten Dr. Maslak, yeni mezun meslektaşlarına çağrıda bulunarak, "Umarım hepimiz üniversite hayatından çıkardığı derslerle beraber meslektaşlarıyla rekabet eden değil, meslektaşıyla birlik ve yardımlaşma içinde çalışan hekimler oluruz. 'Beni Türk hekimlerine emanet ediniz' sözüyle bize olan inancını ifade eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarının bizler için kurduğu cumhuriyetin yol göstericiliğinde, ilmin ve fenin ışığında hekimlik mesleğini icra etmeye gururla devam edeceğiz" sözleriyle konuşmasını tamamladı. Dr. Emre Maslak, konuşmasının sonunda bir yıldır sürdürdüğü temsilcilik görevini yeni fakülte temsilcisi İlayda Şimşek’e devretti. Dereceye Girenlere Plaket Takdim Edildi Törende fakülte birincisi Dr. Beyza Buse Delice, ikinci Dr. Atakan Uzun ve üçüncü Dr. Hüseyin Göktuğ Vural’a plaketleri takdim edildi. Birinci olan Delice ayrıca mezuniyet kütüğüne isimliğini çaktı. Tüm mezunlara diplomalarının verilmesinin ardından, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuğrul Bulut’un yönetiminde Hipokrat andını okuyan İKÇÜ’lü genç hekimler, keplerini fırlatarak hekimlik mesleğine ilk adımı attılar. -
26.06.2026
İKÇÜ TÖMER’de Mezuniyet Zamanı
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezinin (TÖMER) 2025-2026 öğretim yılı mezuniyet töreni, düzenlenen renkli etkinliklerle coşku içinde gerçekleştirildi. Dünyanın dört bir yanından gelerek Türkçenin çatısı altında buluşan 36 uluslararası öğrenci, bir yıl süren zorlu ve keyifli eğitim süreçlerini başarıyla tamamlayarak mezuniyet gururu yaşadı. Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunmasıyla başlayan törene öğretim elemanları, idari personel ve çok sayıda öğrenci katıldı. Törenin açılış konuşmasını yapan TÖMER Müdürü Doç. Dr. Ali Osman Abdürrezzak, dünyanın farklı coğrafyalarından eğitim görmek amacıyla Türkiye’ye ve İzmir’e gelen öğrencileri en iyi şekilde mezun etmekten duydukları mutluluğu paylaştı. Uluslararası öğrencilerin üniversitenin kültürel zenginliğine önemli katkılar sağladığını belirten Doç. Dr. Abdürrezzak, Türkçe öğrenmenin sadece dil bilgisi kurallarını edinmenin ötesinde, zengin bir medeniyet birikimini tanımak anlamına geldiğini vurguladı. Türkçe Öğrenmek Yeni Bir Düşünme Biçimidir Konuşmasında mezunların gösterdiği azim ve kararlılığa dikkat çeken Merkez Müdürü Doç. Dr. Abdürrezzak, “Bugün burada, yalnızca bir eğitim sürecinin tamamlanışını değil, aynı zamanda farklı kültürleri ortak bir dil etrafında buluşturan anlamlı bir yolculuğun başarıyla sonuçlanışını kutlamak için bir araya geldik. Türkçe öğrenmek, dil bilgisi kurallarını ve kelime dağarcığını edinmenin ötesinde; yeni bir düşünme biçimini, farklı kültürel kodları ve zengin bir medeniyet birikimini tanımayı da içerir. Bugün mezun ettiğimiz öğrencilerimiz, sadece yeni bir dil öğrenmediler; Türk milletinin misafirperverliğini, hoşgörüsünü, tarihini ve kültürünü de bizzat yaşayarak hissettiler. Sizler, gösterdiğiniz emek, sabır ve kararlılıkla bu süreci başarıyla tamamladınız. Bugün almaya hak kazandığınız mezuniyet belgesi yalnızca dil yeterliliğinizin değil, aynı zamanda azminizin ve akademik disiplininizin de bir göstergesidir” dedi. Türkiye’nin Dünyadaki Gönüllü Kültür Elçileri Dilin insanları birbirine yaklaştıran en güçlü araçlardan biri olduğunu ifade eden Doç. Dr. Abdürrezzak, mezunların gelecekte Türkiye’nin dünyadaki gönüllü kültür elçileri olarak üstleneceği misyona dikkat çekti. Doç. Dr. Abdürrezzak, “Farklı coğrafyalardan gelerek Türkçeyi öğrenme iradesi gösteren sizler, kültürler arasında kurulan bu köprünün önemli temsilcileri oldunuz. Aylar önce buraya geldiklerinde tek bir kelime dahi etmekte zorlanan öğrencilerimizin, bugün kürsüye çıkıp kendilerini Türkçenin o güzel ahenkiyle ifade edebilmeleri, bizler için en büyük ödül ve gurur kaynağıdır. Sizler artık sadece TÖMER’in birer mezunu değil, Türkiye’nin dünyadaki gönüllü kültür elçilerisiniz. Nereye giderseniz gidin, burada her zaman kapısı sizlere açık bir eviniz olduğunu sakın unutmayın. Edindiğiniz bilgi ve deneyimlerin bundan sonraki eğitim ve meslek hayatınızda sizlere yeni kapılar açacağına inanıyorum. Türkçeyle kurduğunuz bağın yaşamınız boyunca devam etmesini, edindiğiniz bilgi ve birikimi akademik ve mesleki çalışmalarınıza taşımanızı diliyorum. Bizlerin bu başarı yolculuğunda emeği olan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi TÖMER’in tüm idareci ve hocalarına şükranlarımı sunarım” diye konuştu. Türkçe Artık Kalbimizin Bir Parçası Mezun öğrenciler adına kürsüye çıkan Moğolistanlı öğrenci Temuujin Dorjzovd ise törende duygusal bir konuşma yaptı. Türkçe konuşuyor olmanın heyecanını ve gururunu paylaştığı konuşmasında İKÇÜ TÖMER’in kendileri için bir dil kursundan çok daha fazlası olduğunu ifade eden Dorjzovd, “ Bugün burada, hayatımın en özel ve anlamlı günlerinden birinde, sizlerin karşısında Türkçe konuşuyor olmanın heyecanını ve gururunu yaşıyorum. İKÇÜ TÖMER bizim için sadece bir dil kursu olmadı; bizim ikinci evimiz, hocalarımız ve arkadaşlarımız ise ailemiz oldu. Bize sadece kelimeleri değil, bu güzel dilin ruhunu ve Türk kültürünün sıcaklığını öğreten, her hatamızda bize sabırla ve güleryüzle rehberlik eden değerli hocalarımıza şahsım ve tüm uluslararası arkadaşlarım adına sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden geldik ama bugün hepimiz aynı dilde gülüyor, aynı dilde hayaller kuruyoruz. Türkçe artık bizim için yabancı bir dil değil, kalbimizin bir parçası. Bundan sonraki akademik hayatımızda ya da ülkelerimize döndüğümüzde, her birimiz Türkiye’nin ve bu güzel kültürün birer gönüllü elçisi olacağız. Yolumuz açık olsun. Her şey için çok teşekkür ederim” şeklinde konuştu. Renkli Gösteriler ve Sertifika Heyecanı Açılış konuşmalarının ardından program, uluslararası öğrencilerin hazırladığı Türkçe şiir dinletileri, müzik etkinlikleri ve kendi ülkelerinin kültürlerini yansıtan geleneksel dans gösterileriyle devam etti. Katılımcılardan büyük beğeni toplayan performanslar, salonda renkli görüntülere sahne oldu.Tören, TÖMER bünyesindeki A ve B şubelerinde eğitimlerini başarıyla tamamlayan 36 öğrenciye mezuniyet sertifikalarının takdim edilmesi ve geleceğe dönük başarı dilekleriyle çekilen anı fotoğrafının ardından sona erdi. -
19.06.2026
İKÇÜ’nün En Miniklerinin İlk Mezuniyet Heyecanı
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sosyal Tesisler İktisadi İşletme Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Çelebi Anaokulu ve Gündüz Bakımevi, 2025-2026 eğitim-öğretim yılını tamamlayan Gökkuşağı sınıfı öğrencileri için coşkulu bir mezuniyet töreni düzenledi. Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonunda gerçekleştirilen törende minik öğrenciler, yıl boyunca edindikleri becerileri sergiledikleri gösterilerle ailelerine ve öğretmenlerine duygu dolu anlar yaşattı. İKÇÜ’nün en minik öğrencileri, düzenlenen coşkulu bir törenle ilk mezuniyet belgelerini aldı. Törene Sosyal Tesisler İktisadi İşletmesi Yürütme Kurulu Başkanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Genel Sekreter Yardımcısı M. Enes Uzun, Çelebi Anaokulu ve Gündüz Bakımevi Birim Sorumlusu Semra Gümüş, Gökkuşağı sınıfının öğretmeni Fatma Koçak, öğretmenler ile öğrenci yakınları katıldı. Eğitimin Temeli Bu Yaşlarda Atılıyor Törende velilere ve öğrencilere hitap eden Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, üniversite olarak eğitimin yalnızca yükseköğretimle sınırlı olmadığını, bireyin gelişim yolculuğunun en erken dönemlerinden itibaren nitelikli eğitim anlayışını benimsediklerini ifade etti. Eğitim her boyutunda niteliği öncelediklerini belirten ve Çelebi Anaokulu ve Gündüz Bakımevi’nin kısa sürede örnek gösterilen bir eğitim kurumuna dönüştüğünü ifade eden Prof. Dr. Bulduklu, çocukların eğitim hayatına sağlam bir başlangıç yapmalarını sağlayacak güvenli ve kaliteli bir öğrenme ortamı sunmayı hedeflediklerini söyledi. Minik öğrencilerin İstiklal Marşı’nı coşku ve özgüvenle okumalarının kendisini son derece etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Bulduklu, ”Çocuklarımızın gözlerindeki heyecanı ve mutluluğu görmek, geleceğe dair umutlarımızı daha da güçlendiriyor. Eğitimin temeli işte bu yaşlarda atılıyor. Biz de İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi olarak bireyin eğitim yolculuğunun her aşamasında yer almayı, en küçük yaştan itibaren kaliteli ve değer odaklı bir eğitim anlayışı sunmayı görev kabul ediyoruz. Çelebi Anaokulu ve Gündüz Bakımevimizde yıl boyunca büyük bir özveriyle çalışan yöneticilerimiz ve öğretmenlerimiz sayesinde bugün gurur duyduğumuz bir noktaya ulaştık. Velilerimizin gösterdiği yoğun ilgi ve güven, doğru bir yolda ilerlediğimizin en önemli göstergesidir. Artan talepleri karşılayabilmek ve çocuklarımıza daha geniş imkânlar sunabilmek için kapasitemizi geliştirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hedefimiz, her geçen gün daha güçlü, daha nitelikli ve daha kapsayıcı bir eğitim ortamı oluşturmaktır. Bir eğitimci ve bir baba olarak şunu içtenlikle ifade etmek isterim ki hayatın en samimi sevinçleri ve en unutulmaz mezuniyet heyecanları bu yaşlarda yaşanıyor. Bugün burada çocuklarımızın attığı bu küçük ama anlamlı adım, onların gelecekteki başarılarının ilk habercisidir. Mezun olan tüm öğrencilerimizi kutluyor, ailelerimize ve eğitim kadromuza teşekkür ediyorum” dedi. Çocuk Gelişiminde Babaların Önemine Vurgu Öğrencilerin yıl boyunca büyük bir özveriyle çalışarak okul öncesi eğitimlerini başarıyla tamamladıklarını beliren ve mezuniyet töreninin çocukların eğitim hayatındaki ilk önemli dönüm noktalarından biri olduğunu ifade eden Çelebi Anaokulu ve Gündüz Bakımevi Birim Sorumlusu Semra Gümüş, “Çocuklarımız bütün bir yıl boyunca büyük bir gayret göstererek çalıştılar. Okul hayatlarının en önemli adımlarından biri olan anaokulu eğitimini başarıyla tamamladılar. Çocuklarımızı ve bizleri bu mutlu günümüzde yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ederiz.Rektör Yardımcımız aynı zamanda Sosyal Tesisler İktisadi İşletmesi Yürütme Kurulu Başkanımız Prof. Dr. Yasin Bulduklu hocamız, Genel Sekreterimiz Nurettin Memur ve Genel Sekreter Yardımcımız Muhammed Enes Uzun başta olmak üzere tüm Yürütme Kurulu üyelerine; Sosyal Tesisler İktisadi İşletmesi Müdürü Ömer Coşgun’a, çocuklarımızın üzerinde büyük emekleri olan öğretmenlerimize, çocuklarımıza bir anne şefkati ile yaklaşan personellerimize ve bize her türlü desteği veren yardımcı öğrenci arkadaşlarıma da ayrıca teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Yaklaşan Babalar Günü vesilesiyle, çocukların gelişiminde babaların üstlendiği güvenli rolün önemine değinen Gümüş, “Çocukların ilk adımı ne kadar kıymetliyse, arkasında duran o güçlü gölge, o güven veren el de bir o kadar değerlidir. Bugün çocuklarınız bu sahnede gururla parlıyorsa, bu onların arkasında sarsılmaz bir dağ gibi duran sizlerin sayesindedir. Sizler onların ilk kahramanı, ilk güven kaynağı ve hayat boyu yürüyecekleri yoldaki en güçlü ışığısınız. Ellerini ilk tuttuğunuz günden bugüne sevginizle ve sabrınızla onların büyümesine ortak oldunuz. Şimdi ise onların ilk mezuniyet heyecanını yine en ön sıradan, gözlerinizdeki o tarif edilemez gururla izliyorsunuz. Bu anlamlı günde çocuklarının her başarısıyla yeniden büyüyen; onlara sadece bir baba değil, aynı zamanda yoldaş, öğretmen ve sığınak olan tüm babalarımızın Babalar Günü'nü en içten dileklerimle kutluyorum” ifadelerini kullandı. “Yolunuz Hep İyiliğe ve Güzelliğe Çıksın” Mezun olan Gökkuşağı sınıfının öğretmeni Fatma Koçak, minik öğrencilerini yeni bir döneme uğurlarken yaptığı konuşmada hem gururu hem de ayrılık burukluğunu bir arada yaşadı. Konuşmasına okul yönetimine ve mesai arkadaşlarına teşekkür ederek başlayan Fatma Koçak, “Bugün burada tarif etmesi zor bir duygu ile karşınızdayım. Bir yanım tarifsiz bir gururla dolu, diğer yanım ise biraz buruk bir veda eşiğinde. Küçücük adımlarla sınıfımıza gelen o minik yürekler, bugün kocaman umutlarla bir adım daha büyüyorlar. Biz aslında kocaman bir ailenin minik parçalarıyız. Bu ailenin bir parçası olmak benim için çok keyifliydi. Hayatlarınıza, tecrübelerinize eşlik etmek, birlikte yol almak, birlikte öğrenmek tarif edilemez bir duygu benim için. Yeri geldiğinde öğretmeniniz, yeri geldiğinde oyun arkadaşınız olmak çok keyifliydi. Beni hayatlarınıza dahil ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Sevgili çocuklarım; gittiğiniz her yerde kalbinizdeki sevgiyi koruyun; iyilikten, merhametten ve umut etmekten asla vazgeçmeyin. Yolunuz zorlaştığında içinizdeki o güçlü ışığı hatırlayın. Bilin ki sizler her an benim kalbimdesiniz. Yolunuz hep iyiliğe ve güzelliğe çıksın sevgili öğrencilerim” dedi. Kep Atma Coşkusu Açılış konuşmalarının ardından sahne alan miniklerin sergilediği gösteriler salondakilere keyifli anlar yaşattı. Tören, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu ve öğretmen Fatma Koçak tarafından öğrencilere ilk mezuniyet belgelerinin takdim edilmesi ve ardından çocukların büyük bir coşkuyla kep atmasıyla son buldu. -
18.06.2026
Küresel Girişimcilik Ağı ‘MANAS E-LAB Çalıştayı’ İKÇÜ’de Başladı
Kırgızistan’daki yükseköğretim kurumlarında sürdürülebilir girişimcilik ekosistemleri kurmayı hedefleyen Avrupa Birliği destekli "MANAS E-LAB" projesinin Yıllık İlerleme Değerlendirme Çalıştayı, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) ev sahipliğinde başladı. Avrupa Birliği Erasmus+ Yükseköğretimde Kapasite Geliştirme (CBHE) Programı kapsamında fonlanan ve Kırgız-Türk Manas Üniversitesi koordinatörlüğünde yürütülen MANAS E-LAB (Entrepreneurship Laboratory) Projesi’nin Yıllık İlerleme Değerlendirme Çalıştayı (Annual Progress Review Workshop), 18-19 Haziran 2026 tarihlerinde İKÇÜ’de gerçekleştiriliyor. İki gün sürecek çalıştayda; küresel ortakların birinci yıl faaliyetleri, proje çıktılarının gelişimi ve yükseköğretimde girişimcilik kapasitesinin artırılmasına yönelik stratejik adımlar masaya yatırılıyor. İKÇÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Burmaoğlu’nun proje yöneticiliğini üstlendiği; Doç. Dr. İrem Özgören Kınlı, Dr. Öğr. Üyesi Ela Burcu Uçel ve Dr. Öğr. Üyesi Esra Dündar Aravacık’tan oluşan İKÇÜ ekibinin ev sahipliğindeki çalıştayın açılış toplantısı geniş bir katılımla yapıldı. Toplantıya; İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, İKÇÜ İİBF Dekanı Prof. Dr. Sevtap Ünal, Proje Koordinatörü Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Azamat Maksudunov, İKÇÜ Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) A.Ş. Genel Müdürü Anıl Baybura ile konuk üniversiteden akademisyen ve uzmanlar katıldı. Bilim Diplomasisi Küresel Barışın Teminatıdır Çalıştayın açılışında konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, hızla değişen dünya düzeninde uluslararası iş birliklerinin, kültürlerarası ortaklıkların ve bilim diplomasisinin üstlendiği stratejik role dikkat çekti. Üniversitelerin artık sadece sınırları içinde bilgi üreten değil, küresel köprüler kuran aktörler olduğunu belirten Prof. Dr. Bulduklu, "Farklı coğrafyalardan, farklı kültürlerden kurumların sahip olduğu bilgi ve deneyimleri bir araya getirmek, sadece akademik bir kazanım değildir. Bu ortak üretim kültürü; daha yenilikçi, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünyanın inşası için asıl ihtiyaç duyduğumuz zemindir. Kültürlerarası iş birliği, ön yargıları yıkarak toplumları birbirine yaklaştırır. Bilginin serbestçe dolaşımı ve ortak projeler, nihai hedefimiz olan küresel barış ortamına en büyük hizmeti sunmaktadır" dedi. İnsanlığın Ortak Dili Uluslararası ilişkilerin yeni vizyonuna ve bilim diplomasisinin küresel krizlerin çözümündeki kilit rolüne değinen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı noktalarda akademik iş birliklerinin önemli bir misyon üstlendiğini aktardı. Prof. Dr. Yasin Bulduklu, "Geleneksel diplomasinin, siyasi tıkanıklıkların veya sınırların küresel krizleri çözmede yetersiz kaldığı anlarda; bilim diplomasisi uluslararası ilişkileri canlı tutan ve insanlığı ortak akılda buluşturan en güvenli limandır. İklim krizinden ekonomik sürdürülebilirliğe, dijital dönüşümden bölgesel kalkınmaya kadar karşı karşıya olduğumuz hiçbir sorun artık tek bir ülkenin sınırları içinde çözülemiyor. Bilim, doğası gereği evrenseldir ve insanlığın ortak dilidir. İşte bu yüzden bilim diplomasisi, sadece akademik bir etkileşim değil, aynı zamanda küresel sorunlara ortak akılla çözümler üreten stratejik bir soft-power (yumuşak güç) unsurudur. MANAS E-LAB gibi çok uluslu, çok kültürlü projeler, bilim diplomasisinin kağıt üzerinde kalmayıp sahada yaşayan en somut örnekleridir. Üniversiteler, ürettikleri bilimsel gücü, inovatif yaklaşımları ve girişimcilik reflekslerini toplumsal ve ekonomik değere dönüştürerek bu diplomasinin sahadaki en dinamik uygulayıcıları olmak zorundadır. İKÇÜ olarak bizler de bu sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz" diye konuştu. Dünyayla Konuşan ve Dünya İçin Değer Üreten Bir Üniversite Bilim diplomasisinin küresel ölçekteki yapıcı gücünün, yönetim felsefesi ve stratejik planlamalarıyla doğrudan örtüştüğünü ifade eden Prof. Dr. Bulduklu, İKÇÜ’nün adını uluslararası arenada da başarıyla duyurulması adına yoğun çaba sarf ettiklerini ifade etti. Prof. Dr. Yasin Bulduklu, "İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi olarak uluslararasılaşmayı, sadece yabancı dilde eğitim vermek ya da öğrenci değişim programları düzenlemek olarak görmüyoruz. Bizim için uluslararasılaşma; bilginin, inovasyonun ve girişimcilik kültürünün küresel ölçekte harmanlandığı dinamik bir vizyonu ifade ediyor. İKÇÜ olarak, uluslararasılaşmayı sadece bir hedef değil, kurumsal kimliğimizin temel bir mottosu olarak kabul ediyoruz. Kurumsal mottomuzun temelinde, 'dünyayla konuşan ve dünya için değer üreten bir üniversite' olma ideali yer almaktadır. Avrupa Birliği projelerine, sınır ötesi akademik ortaklıklara ve küresel ağlara verdiğimiz stratejik önem, bu vizyonun sahadaki en güçlü yansımasıdır. Küresel rekabetin ve dijitalleşmenin sınırları yok ettiği günümüz dünyasında, İKÇÜ’nün adını uluslararası arenada başarıyla duyurmaktan gurur duyuyoruz. Üniversitemiz; araştırma, inovasyon, teknoloji transferi ve girişimcilik alanlarında dünya standartlarını yakalayan, küresel ölçekte fark yaratan her projeye tüm kurumsal altyapısını ve akademik gücünü seferber etmeye kararlılıkla devam edecektir. MANAS E-LAB projesi de bu küresel yürüyüşümüzün en prestijli halkalarından biridir" dedi. İKÇÜ Deneyimini Uygulamalı Eğitimlerle Aktaracak Program kapsamında İKÇÜ adına proje yürütücülüğünü üstlendiği eğitim ve müfredat süreçlerine dair detayları paylaşan Prof. Dr. Serhat Burmaoğlu, üniversitenin girişimcilik eğitimi, yenilikçi müfredat modelleri ve teknoloji transferi alanındaki güçlü birikimini tüm ortaklara aktaracaklarını ifade etti. Prof. Dr. Serhat Burmaoğlu, "MANAS E-LAB Projesi, yalnızca ortak kurumların yan yana geldiği geçici bir çalışma grubu değil; sınırları aşan, üniversiteler arası bilgi transferini kurumsallaştıran ve kalıcı hale getiren stratejik bir platformdur. Günümüzde inovasyon, tek bir merkezin tekelinde değildir; bilginin paylaşıldıkça ve farklı akademik kültürlerle harmanlandıkça katma değere dönüştüğünün bilincindeyiz. İKÇÜ olarak sahip olduğumuz teknoloji transferi, yenilikçi müfredat modelleri ve ekosistem yönetimi tecrübesini bu platform aracılığıyla ortaklarımıza aktarırken, onlardan gelen dinamizmi de kendi yapımıza entegre ediyoruz. Fikir aşamasından ticarileşmeye kadar uzanan bu süreçte kuracağımız mekanizmalar, genç beyinlerin küresel pazarda rekabet edebilecek donanıma erişmesini sağlayacaktır. Bu platform, geleceğin küresel girişimcilik ekosisteminin akademik haritasını yeniden şekillendirmektedir" diye konuştu. Projenin Büyük Hedefi: Yeni Bir "Makerspace" Laboratuvarı Proje Koordinatörü Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Azamat Maksudunov ise bugüne kadar yürütülen çalışmalar ve projenin genel hedefleri hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Maksudunov proje ortaklarının katkılarıyla girişimcilik odaklı eğitim altyapılarının geliştirilmesi, akademisyenlerin kapasitelerinin artırılması ve öğrencilerin fikir aşamasından girişime dönüşen süreçlerde desteklenmesi için çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü belirtti. Projenin en heyecan verici çıktılarından biri olan Makerspace Laboratuvarına değinen Maksudunov, "Bu Erasmus+ projesiyle, üniversite bünyesinde öğrencilerin teorik fikirlerini pratiğe dökebilecekleri tam donanımlı bir Makerspace Laboratuvarı kurulmasını amaçlıyoruz. Bu laboratuvar, öğrenci girişimlerine inovatif bir alan ve güçlü bir mentorluk desteği sağlayacak" ifadelerini kullandı. İki Günlük Yoğun Gündem Çalıştayın ilk gününde proje yönetimi, kalite süreçleri ve performans göstergeleri gibi kurumsal başlıklar değerlendirilirken; ikinci gün Eğitici Eğitimleri" (Training of Trainers) başlığı altındaki uygulamalı oturumlarla devam edecek. Bu kapsamda; EntreComp modelinin müfredatlara entegrasyonu, fikirden ürüne dönüşüm süreçleri, yenilikçi iş modelleri, modern kuluçka merkezi yapıları ve mentorluk mekanizmaları saha deneyimleriyle tartışılarak çalıştay tamamlanacak. -
11.06.2026
Zorlu Süreç Başarıyla Geride Kaldı: İKÇÜ Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi Yeni Binasında
2012 yılından bu yana Aydınlıkevler’deki yerleşkede İzmir ili ve çevre illere modern diş sağlığı hizmeti sunan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi, İKÇÜ’nün Balatçık’taki merkez kampüsüne taşındı. İzmir’in en modern altyapısına sahip sağlık kompleksinde hasta kabulüne başlayacak binadaki açılıştan önceki son aşamayı yerinde inceleyen Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ender Akan, Genel Sekreter Nuretdin Memur, Genel Sekreter Yardımcısı Enes Uzun ve Fakülte Sekreteri Hüseyin Kara, yeni yerleşkedeki öğle yemeğini akademik ve idari personelle birlikte yedi. "Topluma Hizmet" Yeni Sağlık Kompleksinde Hayat Buluyor Yeni yerleşkesinde hem eğitim hem de sağlık hizmetlerini yüksek standartlara taşıyarak kapılarını açacak olan İKÇÜ Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesinde uzun ve yorucu sürecin geride kalmasından duyduğu memnuniyeti paylaşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, "İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesinin kurulduğu günden bu yana en temel önceliklerinden biri, bilgiyi doğrudan halkımızın refahı için kullanmak, yani topluma hizmet etmektir. Aydınlıkevler Yerleşkemizde hem İzmir’e hem de tüm Ege Bölgesi’ne sunduğumuz nitelikli diş sağlığı hizmetini, Merkez Kampüsümüze taşıyarak toplumsal fayda misyonumuzu bir adım daha ileriye götürüyoruz. Bu taşınma, sadece bir mekân değişikliği değil; aynı zamanda eğitim ve sağlık hizmetlerimizde kalite standartlarını en üst seviyeye çıkarma vizyonumuzun önemli bir parçasıdır. Yeni binamız, İzmir’in en modern altyapısına sahip sağlık komplekslerinden biri olarak tasarlandı. Hastalarımıza modern ve konforlu bir ortamda tedavi imkânı sunarken, geleceğin diş hekimleri olan öğrencilerimize de en son teknolojiyle donatılmış laboratuvarlar ve kliniklerde eğitim alma fırsatı sağlıyoruz" dedi. Geleceğin Diş Hekimlerine Dünya Standartlarında Pratik Eğitim Yeni kampüsteki geniş imkânların eğitim kalitesine ve öğrencilerin mesleki gelişimine sağlayacağı katkıya da değinen Prof. Dr. Bulduklu, İKÇÜ Diş Hekimliğini tercih edecek olan öğrencilerin, yeni komplekste eğitim alma ayrıcalığına sahip olacaklarını kaydetti. Prof. Dr. Yasin Bulduklu, "Genç hekim adaylarımızı buradaki üst düzey imkânlarla karşılayacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Öğrencilerimizin eğitim hayatlarına, en güncel teknolojilerle donatılmış bu yeni binada başlayacak olmaları, onlara hem mesleki hem de sosyal anlamda çok büyük bir avantaj sağlayacak. Kampüs ortamının sunduğu zengin imkânlarla iç içe, aidiyet duygusu yüksek ve tam donanımlı hekimler olarak yetişecekler. Yeni binamızda, diş hekimliği öğrencilerimizin teorik bilgilerini pratiğe dönüştürecekleri preklinik (klinik öncesi) laboratuvarlar, simülasyon merkezleri ve klinik alanlar en güncel teknolojilerle baştan aşağı yenilendi. Genişletilmiş fiziki alanlarımız sayesinde her öğrencimize dünya standartlarında, tam donanımlı ünitlerde uygulama yapma imkânı sunuyoruz. Öğrencilerimiz, dijital diş hekimliğinin en son yapay zekâ ve görüntüleme teknolojileriyle burada tanışacak, henüz mezun olmadan en karmaşık klinik vakaları tecrübeli hocalarımızın gözetiminde deneyimleme fırsatı bulacaklar. İKÇÜ Diş Hekimliği Fakültesi olarak amacımız, sadece diploma veren değil; özgüveni yüksek, el becerisi mükemmel ve mesleki pratik yönü güçlü hekimler yetiştirmektir" diye konuştu. Kamu Sağlığına Katkı Yeni kampüsün İzmir geneline sunulacak sağlık hizmetlerinde stratejik bir rol oynayacağını belirten Prof. Dr. Bulduklu, bölgeye sunulan şifa kapısının da büyütülmesinden mutluluk duyduklarını ifade etti. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, "Kampüsümüzün bütünsel yapısı içinde, hastalarımızı çok daha modern bir altyapıyla karşılayacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Bu yeni sağlık kompleksimiz sadece üniversitemiz için değil, İzmir’in ve Ege Bölgesi'nin ağız ve diş sağlığı haritası için de büyük bir kırılma noktasıdır. Genişletilmiş fiziki imkânlarımız, artan ünit sayımız ve son teknoloji görüntüleme cihazlarımızla, İzmir’de kamu eliyle sunulan nitelikli sağlık hizmetlerinin payını ciddi oranda artırıyoruz. Özellikle cerrahi müdahaleler, çocuk diş hekimliği ve ileri düzey restoratif tedavilerde kentimizdeki hasta yoğunluğunu azaltacak, randevu ve tedavi süreçlerini çok daha hızlandıracağız. İKÇÜ, bu modern kompleksiyle İzmir’in sağlık turizmi vizyonuna da güçlü bir altyapı desteği sunacaktır" dedi. Sabır ve Özveriyle Titiz Bir Çalışma Bina yapımı, teknik altyapı kurulumu ve teslim süreçlerinde takvimin öngörülenden daha uzun bir süreye yayıldığını, ancak ulaşılan sonucun bu bekleyişe değdiğini belirten Prof. Dr. Bulduklu, "Bu taşınma süreci son derece uzun, titizlik gerektiren ve yorucu bir dönemi kapsıyordu. Ancak idari ve akademik kadromuzun büyük özverisiyle bu zorlu süreci başarıyla geride bıraktık. Hastanemizin inşaat, donanım ve teslim aşamalarında her detayın eksiksiz ve en yüksek kalitede olması için son derece titiz bir çalışma yürüttük. Sürecin teknik hassasiyetler nedeniyle uzaması zaman zaman sabır gerektirse de bugün, İzmir'in en modern sağlık kompleksini üniversitemize kazandırmış olmanın büyük mutluluğunu yaşıyoruz. Sabırla bekleyen, sürecin her anında emeğini esirgemeyen tüm paydaşlarımıza teşekkür borçluyuz. Bu zorlu ve titizlik gerektiren taşınma sürecini büyük bir özveriyle yöneten başta değerli Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse olmak üzere, dekanlığımıza, genel sekreterliğimize, yapı işleri ekibimize, akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum. 'Topluma Hizmet' mottomuzun en somut nişanelerinden biri olan yeni hastane binamızın üniversitemize ve tüm halkımıza hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. -
05.06.2026
Sosyal Hizmet Uygulama ve Araştırma Şenliği Coşkusu
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü ve Sosyal Hizmet Topluluğu iş birliğiyle geleneksel hale getirilen Sosyal Hizmet Uygulama ve Araştırma Şenliği’nin 3’üncüsü yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. 2025-2026 Eğitim-Öğretim yılı boyunca uygulama ve araştırma dersleri çerçevesinde çeşitli sosyal hizmet kuruluşlarında görev alan öğrenciler, mesleğin bilgi, beceri ve değer temelini yerinde deneyimleme fırsatı buldu. Öğrencilerin bu saha tecrübelerinden yola çıkarak hazırladığı ve sosyal hizmetin güncel, kritik sorun alanlarına bilimsel yöntemlerle ışık tutan projeleri, Hekim Hacı Paşa Konferans Salonu Fuaye Alanı’nda poster sunumu olarak sergilendi. İKÇÜ’lü akademisyenler ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, geleceğin sosyal hizmet uzmanlarının teorik bilgiyi pratiğe dönüştürme başarısı takdir topladı. Hekim Hacı Paşa Konferans Salonunda düzenlenen açılış programına Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Özer Kaya, Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Sevtap Günay Uçurum ve Doç. Dr. Ayşe Akbıyık, Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Melike Tekindal, Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Ege, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube Başkanı Tufan Fırat Göksel, akademisyenler, kurum ve kuruluş temsilcileri ile çok sayıda öğrenci katıldı. Sosyal Hizmet Bizde Köklü Bir Geçmişe Sahip Şenliğin açılış konuşmasını yapan İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, “Bu tür organizasyonlar hem teorik bilginin sahada uygulamaya dönüşmesi hem de geleceğe yönelik bir vizyon kazandırması açısından son derece önemli. Bugün Türkiye’de yürütülen pek çok çalışmanın ne yazık ki kâğıt üzerinde kaldığını ya da sadece teorik düzeyde sınırlandığını görüyoruz. Tam da bu noktada, kısıtlı imkânlara rağmen büyük işler başaran bölüm yönetimimizi ve hocalarımızı yürekten kutluyorum. Yeni kurulmuş bir üniversitenin bu denli kapsamlı projeleri hayata geçirmesi muazzam bir başarıdır. Modern yaşamın gereksinimlerinden doğan sosyal hizmet alanının aslında kültürümüzde köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Hem bir disiplin hem de bir uygulama alanı olan sosyal hizmet, kadim geleneğimize baktığımızda yabancısı olduğumuz bir saha değildir. Geçmişte 'hayır hizmetleri' çatısı altında şekillenen bu anlayış, günümüzde profesyonel bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu alandaki kurumsal uygulamalar özellikle 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren görünürlük kazanmıştır. Bugün ise teknolojinin getirdiği dezavantajlardan, modernizmin ve geleneksel değerlerden kopuşun yarattığı toplumsal kırılmalara kadar pek çok etkenin, 'hassas grupları' daha da artırdığına tanıklık ediyoruz. Bu gruplara yönelik önlemler ülkemizde nispeten geç alınıyor olsa da sosyal hizmet alanının gün geçtikçe çok daha kritik bir önem kazandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Bulduklu’dan Son Ders: Proaktif Düşünceyi İçselleştirin Adalet Bakanlığı’nın ceza infaz kurumlarındaki yeni bir projesine değinen ve stratejik uyarılarda bulunan Prof. Dr. Bulduklu, “Geçtiğimiz hafta öğrencilerimizin de dikkatini çekmiştir; Ceza ve Tevkifevlerinde ‘Mavi Oda’ adıyla çok kıymetli bir uygulama başlatıldı. Bu uygulama, özellikle mezuniyet aşamasındaki 4. sınıf öğrencilerimizin ‘Nerede iş bulacağız?’ kaygısına umut verici bir yanıt sunarken, müthiş bir istihdam ve çalışma alanı yaratıyor. Bakanlık, bu adımla tüm cezaevlerindeki hassas gruplarla profesyonel görüşmeler gerçekleştirmek adına çok önemli bir hamle yaptı. Bu noktada, bilimsel komisyonda yer alan hocalarımıza ve araştırmacılarımıza büyük görevler düşüyor. Uygulamanın mutlaka stratejik düşünceyi temel alması, her odada bir sosyal hizmet uzmanının görevlendirilmesi ve bu sürecin proaktif bir bakış açısıyla sürdürülmesi gerekiyor. Çağdaş dünya, sorunlar henüz ortaya çıkmadan tedbir alınmasını gerektiren bir vizyona ihtiyaç duyuyor. Bizde genellikle reaktif yönetim tarzı, yani sorun ortaya çıktıktan sonra arkasından koşup onu düzeltmeye çalışma eğilimi yaygındır. Ancak modern dünya, artık bu reaktif adımlarla zaman ve kaynak kaybedecek lükse sahip değildir; çünkü bu tarz yaklaşımlar ülkenin yetkinliklerini devre dışı bırakır. Gelinen noktada stratejik düşünce ve proaktif bakış açısı, dezavantaj yaratan unsurlara yönelik daha sorun filizlenmeden tedbir almayı önümüze net bir hedef olarak koymaktadır. Siz genç sosyal hizmet uzmanlarının; sahaya adım attığınızda sorunu yapısal hale geldikten sonra çözmeye çalışan değil, daha ortada sorun yokken önlem alan profesyoneller olmanız gerekir. Bu durum, her ne kadar sosyal hizmet bağlamında özel bir tavsiye gibi görünse de aslında Türkiye'nin en temel yönetimsel sorunlarından biridir. Bunu unutmamanızı isterim. Bu da size benim ‘son ders’ niteliğindeki tavsiyem olsun: Stratejik bakış açısına sahip olmayı önceleyen bir yönetişim felsefesini ve bu iş yapış biçimini mutlaka içselleştirin.” dedi. İnsan, Biyo-psikososyal Bir Varlıktır Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Özer Kaya, fakülte bünyesinde 1800 öğrenci ve 100 kişilik akademik kadroyla dev bir aile olarak eğitim-öğretime devam ettiklerini belirtti. Mevcut sağlık sistemlerinin insanı yalnızca fiziksel ve biyolojik yönüyle ele almasının büyük bir eksiklik olduğunu ifade eden ve sosyal hizmet disiplininin bu noktadaki hayati rolünü vurgulayan Prof. Dr. Kaya, “Sağlık Bilimleri Fakültesi ailesi olarak hepimizin ortak bir amacı var; o da insanın iyilik halini sürdürmek, bozulmuş durumlarda ise optimal seviyeyi yeniden yakalamaktır. İnsanın biyo-psikososyal bir varlık olduğu çok net bir gerçektir. Bireyin ve toplumun iyilik hali; fiziksel, psikolojik ve sosyolojik ayakların hep birlikte desteklenmesiyle mümkündür. Sosyal hizmet uzmanları olarak sizlerin görevi, tam da bu noktada devreye girerek hem sosyal iyilik halini inşa etmek hem de psikolojik sağlamlığı desteklemektir. Sahada çalıştığınız gruplar; şefkate, korunmaya ve doğru müdahaleye ihtiyaç duyan kırılgan kesimlerdir. Bizler bu şefkati bir acıma duygusuyla değil; koruma, kollama ve mesleki profesyonelliği en üst düzeyde göstererek sunmakla mükellefiz. Sizler, sahada çok değerli çalışmalarla en kırılgan gruplara ulaştınız, onlara dokundunuz ve bugün burada adeta bir bilim şenliği oluşturdunuz. Bu süreçte üstün bir gayret gösteren değerli öğrencilerimize, onlara yol gösteren hocalarımıza, sahada dokunduğumuz o kıymetli insanlara ve bizlere hayatın her alanında destek olan fedakar ailelerimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Mezuniyet kapısındaki tüm gençlerimizin yollarının açık olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. Sizlerle Sonsuz Gurur Duyuyoruz Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Melike Tekindal ise, üçüncüsü düzenlenen şenliğin büyük bir gurur vesilesi olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Tekindal, “Biliyoruz ki sosyal hizmet; toplumun dezavantajlı, marjinalleşmiş ve kırılgan kesimleriyle birlikte çalışır, onları güçlendirmeyi ve toplumsal değişimi desteklemeyi hedefler. Merkezine insanı, insan onurunu ve haklarını, toplumsal adaleti yerleştiren bu disiplin; sokakta, ailede, kurumda, kısacası insanın var olduğu her yerdedir. Değerli öğrencilerimiz, bu sıralarda sadece teorik bilgi edinmekle kalmadılar; derin empati, eleştirel düşünme, krize müdahale ve savunuculuk gibi hayati becerileri de kazandılar. En büyük pusulamız olan etik ilkelerimizle yoğrulan bu eğitim sürecinin en kritik aşaması ise sınıf duvarlarını aşıp sahaya inmekti. İşte bugün bu şenlikle, teorinin pratiğe dönüştüğü o somut çıktıları hep birlikte kutluyoruz. Bu dönem 4. sınıftan 55 öğrencimiz; belediyelerden hastanelere, gençlik merkezlerinden denetimli serbestlik müdürlüklerine kadar 17 farklı paydaş kurumda aktif olarak sahaya indi. Topluma değer katan, 8’i genel, 28’i uzun süreli ve bütçeli olmak üzere tam 36 sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdiler. Aynı şekilde 3. sınıftan 52 öğrencimiz de bilime ve kanıta dayalı sosyal hizmet literatürüne katkıda bulunan 10 değerli araştırmayı bugün bizlere sunuyor. Bu muazzam tablonun ortaya çıkmasında desteklerini esirgemeyen Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’ye, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Yasin Bulduklu’ya, Dekanımız Prof. Dr. Derya Özer Kaya’ya, paydaş kurumlarda görev yapan meslektaşlarımıza ve sahada öğrencilerimize sabırla rehberlik eden bölümümüzün çok kıymetli hocalarına teşekkür ediyorum. Özellikle bu yıl meslek hayatına adım atacak 4. sınıf öğrencilerimize sesleniyorum: İKÇÜ Sosyal Hizmet Bölümü’nün mezunu olmakla daima gurur duyun, çünkü bizler sizlerle sonsuz gurur duyuyoruz. Yolunuz daima açık olsun” diye konuştu. Dokunduğunuz Her Şeye Değer Kattınız Öğrencilerin ve danışman hocaların büyük emek verdiği projelerin sunumunu gerçekleştiren Sosyal Hizmet Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Ege, “Bugün, artık tüm çabalarımızın ve emeklerimizin sonucunu somut olarak gördüğümüz o büyük gün. İsterseniz hep beraber rahat bir nefes alıp bir ‘oh’ diyelim; çünkü artık o yoğun süreci başarıyla tamamladık ve geride bıraktık. Dönüp baktığımızda, bu süreçte İzmir’e birlikte ne kadar büyük bir değer kattığımızı çok net görebiliyoruz. Günlük, rutin koşturmacasıyla işleyen saha kuruluşlarımıza gencecik heyecanlar dahil oldu ve tam 9 aydır buralarda çok güzel, çok nitelikli çalışmalar ortaya koydular. Çok keyifli ve üretken bir sürecin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şunu çok kısaca vurgulamak isterim: İnsan var, dokunduğu şeye değer katar, insan var dokunduğu şeye değer kaybettirir. Bu salondaki herkes, dokunduğu her şeye çok güzel değerler kattı. Sizlerle gurur duyuyoruz” dedi. Sosyal Hizmet Bölümü Uygulamalı Dersler Koordinatörü ve Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ahmet Ege’nin sunumunun ardından törene katılan protokol, fuaye alanındaki sergiyi gezerek öğrencilerden bilgi aldı. -
01.06.2026
Nice Mutlu Bayramlara!
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) ailesi, Kurban Bayramı’nın ardından düzenlenen geleneksel bayramlaşma töreninde bir araya geldi. Rektörlük bahçesinde düzenlenen bayramlaşma töreninde Rektör Prof. Dr. Saffet Köse tüm çalışma arkadaşlarının bayramını tek tek kutladı, aileleriyle birlikte huzur içinde nice bayramlar geçirmelerini diledi. Törende; Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Genel Sekreter Nurettin Memur ile çok sayıda akademik ve idari personel bayram coşkusunu tek yürek olarak paylaştı. Her Geçen Gün Büyüyen Güçlü Bir Aileyiz Bayramların, toplumsal geleneklerimizin müstesna değerlerini yaşatmak ve bu değerleri geleceğe taşımak adına eşsiz birer fırsat olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, bu özel günlerin toplumsal bağları kuvvetlendirmenin yanı sıra gönül köprüleri inşa eden köklü bir manevi miras olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Köse, "Kurban Bayramı’nın bizlere sunduğu o muazzam manevi huzura, paylaşmanın ve kardeşliğin iklimine bir kez daha kavuşmuş olmanın şükrü içerisindeyiz. Bayramlar, kırgınlıkların unutulduğu, manevi dünyamızı zenginleştiren çok müstesna zamanlardır. Bizler İKÇÜ olarak, her geçen gün daha da büyüyen, gücünü birlik ve beraberliğinden alan çok büyük bir aileyiz. Üniversitemizde büyük bir gayretle görev yapan tüm akademik ve idari personelimizin, onların kıymetli ailelerinin, geleceğimiz olan sevgili öğrencilerimizin ve değerli yakınlarının geçmiş Kurban Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyorum. Bu mübarek günlerin getirdiği manevi uyanışın, birlik ve beraberliğimizin daim olmasına vesile olmasını temenni ediyor; Cenab-ı Allah’tan hepimizi sağlık, mutluluk ve huzur içinde daha nice bayramlara ulaştırmasını niyaz ediyorum" diye konuştu. Bayramlaşma töreni, güzel temennilerin ardından, bu birlikteliği ölümsüzleştiren fotoğraf çekimiyle sona erdi. -
21.05.2026
Genç Hekimlerden Geleceğe "10.000" Vurgusu
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi Dönem 1, 2 ve 3 öğrencilerinin bu yıl 6’ncısını düzenlediği "Ulusal Tıp Öğrencileri Kongresi", Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen resmi açılış programıyla başladı. Tıp eğitimine çok yönlü bir bakış sunmayı hedefleyen ve bu yıl sürdürülebilir başarıyı, disiplini ve hekimlik yolculuğundaki kararlı adımları simgeleyen "10.000" teması çerçevesinde şekillenen kongrenin açılışı; İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuğrul Bulut, İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Yekta Öncel, İzmir Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Berktaş, İzmir Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün, İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Adnan Yamanoğlu, Kongre Eş Başkanları Prof. Dr. Pınar Gençpınar ve Eda Su Korkmaz ile çok sayıda akademisyen ve öğrencinin katılımıyla gerçekleştirildi. Yapay Zekâ Destekleyici Bir Araçtır, En Büyük Şifa Kaynağı Hekimin Empatisidir Dünyanın en eski ve en saygın mesleklerinden biri olan tababetin her dönem zamanın koşulları ve teknolojisiyle şekillendiğini, günümüzde ise yapay zekâ, büyük veri ve dijital sağlık teknolojilerinin tıbbi süreçleri temelden dönüştürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yasin Bulduklu, yapay zekâ destekli tıp uygulamalarının etik, hukuki ve insani boyutlarının ele alınmasında en büyük görevin genç hekim adaylarına düştüğünü ifade etti. Prof. Dr. Bulduklu, "Gelinen noktada tanı süreçleri yalnızca klinik gözleme değil; algoritmaların analiz gücüne, görüntü işleme teknolojilerine ve öğrenen sistemlere de dayanmaktadır. Bugün en çok kaygı duyulan konuların başında, yapay zekâ ve otomasyon dalgasıyla yerinden edilecek meslekler geliyor. Ancak tıp, asla sadece matematiksel verilerden ibaret bir mühendislik dalı değildir. Genç hekim adaylarımızın yerinden edilmek korkusuna sahip olmak yerine, bu teknolojik devrimi mesleki bir yarara ve hıza dönüştürmeyi öğrenmesi son derece kıymetlidir. Şunu hiç unutmamalıyız: Yapay zekâ sağlıkta asla nihai karar verici olamaz, o sadece hekimin işini kolaylaştıran güçlü bir destekleyici araçtır. Tıbbın asıl karar mekanizması, hukuki ve ahlaki sorumluluğu ve en önemlisi o vicdani süzgeci her zaman hekimin zihninde ve kalbinde kalacaktır. Çünkü laboratuvar sonuçları ya da gelişmiş algoritmalar ne kadar kusursuz olursa olsun, tıptaki en büyük ve ikame edilemez şifa aracı yine hekimin bizzat kendisidir. Bir hastayı ayağa kaldıran tek şey doğru ilaç dozajı değil; hekimin hastaya yaklaşımı, gözünün içine bakarak sunduğu sıcak bir gülümsemesi ve onun acısını paylaşan yüksek empati yeteneğidir. Makineler, veri analizi yapabilir ama acıyı hissedemez ve teselli edemez. Bu nedenle geleceğin hekimleri olarak sizlerden beklentimiz; yalnızca ezberlenmiş tıbbi bilgilere veya önünüze konan hazır dijital verilere hâkim olmanız değil, teknolojiyi insani değerlerle doğru yorumlayan, eleştirel bakabilen ve etik sorumluluğu her şeyin üzerinde tutarak hekimliği bir sanat gibi icra eden bireyler olmanızdır" dedi. Savunma Sanayindeki Yerli ve Milli İvmeyi Sağlık Teknolojilerine de Taşımalıyız Yapay zekâ ve dijital dönüşümün tıp dünyasını yeniden şekillendirdiği bu kritik dönemeçte, Türkiye'nin küresel rekabetteki konumunu genç hekimlerin vizyonunun belirleyeceğini ifade eden Prof. Dr. Yasin Bulduklu, hekim adaylarına önemli sorumluluklar düştüğünü aktardı. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, "Bugün Türkiye, savunma sanayiinde tüm dünyanın gıptayla izlediği yerli ve milli bir başarı hikayesi yazmıştır. İHA’larımız, SİHA’larımız, yerli yazılımlarımız ve mühendislik kabiliyetimiz, tamamen kendi insanımızın ürettiği teknolojilerle küresel dengeleri değiştirmiştir. İşte tam da bu noktada, savunma sanayiinde yakaladığımız o büyük vizyoner ivmeyi, sağlık sektörüne ve tıp teknolojilerine de taşımak mecburiyetindeyiz. Tıbbi cihazlardan biyoteknolojiye, yapay zekâ tabanlı tanı algoritmalarından yerli ilaç sanayiine kadar her alanda kendi kendimize yetebilen, hatta dünyaya yön veren bir ülke olma hedefimizin anahtarı sizlersiniz. Sağlıkta dünya lideri ve öncü bir Türkiye vizyonu, sadece başkalarının ürettiği son teknoloji cihazları ya da yazılımları en iyi şekilde kullanabilen hekimlerle inşa edilemez. Bizim, laboratuvardan ve klinikten çıkmayan, mühendislerle omuz omuza çalışan, tıp dünyasının eksiklerini görerek yeni teknolojileri bizzat tasarlayan, patent alan ve literatürü şekillendiren bir akademik yaklaşıma ihtiyacımız var. Sizler, sadece reçete yazan hekimler değil; yapay zekâ destekli tıp uygulamalarının etik, hukuki ve insani sınırlarını çizen, bu alanda küresel kuralları koyan liderler olmak zorundasınız. Bu salondaki her bir gencimizin gözünde, savunma sanayiindeki yerli başarılarımızı sağlıkta çok daha ileriye taşıyacak o azmi ve kararlılığı görüyorum. İnsanlığın geleceğine şifa ve teknoloji üretecek tıp profesyonellerinin bu üniversiteden çıkacağına yürekten inanıyorum." Hem Hekim Hem Akademisyen Yetiştiriyoruz İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuğrul Bulut ise konuşmasında, tıp eğitiminin ilk gününden itibaren öğrencilere akademik dünyanın da kapılarını açmayı hedefleyen, bu doğrultuda çalışan bir fakülte olduklarını vurguladı. Kongrenin, eğitim-öğretim programının çok önemli bir parçası olduğunu belirten Dekan Prof. Dr. Bulut, öğrencilerin 2025-2026 eğitim-öğretim yılı boyunca imza attığı akademik başarıları şu verilerle paylaştı: "Aslında burada hep birlikte çok büyük bir emeğin sahnesini izleyeceğiz. Fakülte olarak öğrencilerimizin hem sağlık hizmeti sunumu aşamasında iyi birer hekim olmalarına kıymet veriyor hem de onları akademik hayata hazırlıyoruz. Bu yıl öğrencilerimiz, öğretim üyelerimizin önderliğinde 86 derleme makale ve 35 orijinal araştırma makalesi olmak üzere toplam 121 bilimsel çalışmaya imza attılar. Ayrıca 35 yeni etik kurul onayı alındı. Bu, lisans düzeyindeki öğrenciler için gerçekten çok büyük bir başarıdır ve hepsi kocaman bir alkışı hak ediyor. Bu süreçte motivasyonlarıyla öğrencilerimize profesyonel destek sağlayan tüm öğretim üyelerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum." "10.000" Temasının Arkasındaki İki Büyük Bilimsel ve Felsefi Dayanak Öğrenciler adına söz alan Kongre Eş Başkanı Eda Su Korkmaz ise tıp eğitiminin sadece teorik bilgi ezberlemekten ibaret olmadığını, sürekli sorgulamayı ve araştırmayı gerektiren bitmek bilmeyen bir yolculuk olduğunu ifade etti. Bu yıl seçtikleri "10.000" temasının iki büyük felsefi ve bilimsel temeli olduğunu belirten Korkmaz, şunları aktardı: "Birincisi; tıp literatüründeki ilk 1.000 gün yaklaşımını güncel çalışmalar ışığında bir adım öteye taşıdık. Bugün biliyoruz ki prefrontal korteksin gelişimi 24-25 yaşlarını buluyor; yani insan, gelişim yolculuğunu hayatının ilk 10.000 gününde tamamlıyor. Biz bu kongrede anne karnından gençlik çağının sonuna uzanan bu en dinamik evreye odaklanıyoruz. İkinci anlamı ise geleceğimizle ilgili. Bilimsel olarak kanıtlanmıştır ki bir alanda usta olmak için en az 10.000 saat emek vermek gerekir. Biz henüz o saatleri tüketmeye başlamadık ama bugün burada, o zorlu yola ilk adımı atmaya gönüllüyüz. Gücümüzü Mustafa Kemal Atatürk’ün 'Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar' sözünden alıyoruz. İnsan yaşamının o 10.000 günlük mucizesini korumak ve bilimi ileriye taşımak, yorulmadan yürümeyi göze alan biz genç hekim adaylarının borcudur." Korkmaz, aylar süren yoğun ekip çalışmasının ürünü olan organizasyona destek veren üniversite yönetimine, Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Pınar Gençpınar’a, tüm hocalara ve salonu dolduran katılımcılara teşekkürlerini sunarak konuşmasını tamamladı. "Güzel İzmir'in Güzel Öğrencilerine Bir Parça Dokunabilmek En Büyük Mutluluktur" İzmir Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Berktaş, kongrenin açılışında gençlerle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Güzel İzmir'imizin güzel öğrencilerine tıp eğitiminde bir parça dokunup onları daha iyiye, daha ileriye götürebiliyorsak bizler için bundan daha mutlu bir an olamaz. Başta değerli mevkidaşım Dekan Prof. Dr. Tuğrul Bulut olmak üzere tüm akademisyenleri kutluyorum. Bu güzel organizasyonun esas aktörü olan, gerek mutfağında çalışan gerekse salonda bulunarak bu bilimsel şölene ortak olan tüm sevgili öğrencilere yürekten başarılar diliyorum" şeklinde konuştu. "Burada Kazanılan Pratik Tecrübeler Çok Kıymetli" İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Yekta Öncel, İKÇÜ Tıp Fakültesinde 9 yıl boyunca öğretim üyeliği yaptığını hatırlatarak başladığı konuşmasında şunları kaydetti: "İKÇÜ, öğrencilerle birlikte çok güzel işlere imza atıyor. Öğrencilik döneminde bu tarz organizasyonları üstlenmek, düzenleme komitesinde yer alıp bunları tecrübe etmek çok kıymetli. Eğitim ve dersler her zaman alınır ancak pratik hayatta kullanılacak bu tecrübelerin edinilmesi çok değerlidir. Bu tecrübeler sayesinde ileride, 6. sınıfa geldiğinizde kendi mezuniyet törenlerinizi bile hocalarınızla omuz omuza başarıyla organize edeceksiniz. İleride çok güzel anacağınız bu günlerin ve kongrenin başarılı geçmesini diliyorum." "Kuracağınız İletişim Geleceğin Sağlık Sistemini Şekillendirecek" İzmir Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün, öğrencilerin ortaya koyduğu bilimsel üretkenliğe dikkat çekerek, "Sizlerin üreticiliği ve verimliliği ileri dönemde sağlık sistemi için çok kıymetli. Burada paylaşacağınız her sunum, birbirinizle kuracağınız her türlü iletişim geleceğin sağlık sistemini şekillendirecek. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyor, verimli bir toplantı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. "Geleceğe Bu Yaşlarda Başlamak Lazım, Bunu da Kongreler Sağlıyor" İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Adnan Yamanoğlu da Kongre Eş Başkanı Eda Su Korkmaz'ın kürsü performansına atıfta bulunarak genç hekim adaylarının hitabet gücüne hayran kaldığını belirtti. Doç. Dr. Yamanoğlu, "Bizler ancak 30-40 yaşımızdan sonra topluluk önünde bu şekilde rahat konuşmaya, teknolojiyi tam anlamıyla kullanmaya başladık. Demek ki her şeye o yaşlarda, yani daha bu sıralardayken başlamak lazım. İşte bunu da bize bu tür kongreler sağlıyor. Çok güzel bir işe imza atmışsınız, hepinizi tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum" dedi. Teoriden Pratiğe Zengin Kongre İçeriği İKÇÜ Tıp Fakültesi’nin gelenekselleşen öğrenci organizasyonu, açılış konuşmalarının ardından hem akademik hem de pratik kazanımlarla dolu yoğun 3 günlük bir programla devam edecek. Kongre kapsamında yer alan "Uzman Görüşleri" oturumlarında alanında yetkin konuklar, tıp dünyasındaki en güncel gelişmeleri ve meslek hayatına dair ufuk açıcı deneyimlerini genç hekim adaylarıyla paylaşacak. Öğrencilerin teorik bilgilerini pratiğe dökme fırsatı bulduğu "İnteraktif Atölyeler" ile öğretici uygulama oturumları yapılacak. Ayrıca İKÇÜ Tıp Fakültesi öğrencileri, İTS 101, 201 ve 301 müfredatı kapsamında yıl boyunca büyük bir titizlikle hazırladıkları özgün çalışmalarını "Bilimsel Sunumlar" başlığı altındaki akademik oturumlarda sunarak kürsü deneyimlerini yaşayacak. -
20.05.2026
2026'nın İlk Mezuniyet Coşkusu Turizm Fakültesinden
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) 2025-2026 Eğitim Öğretim yılının ilk mezuniyet heyecanı Turizm Fakültesinde başladı. İKÇÜ Turizm Fakültesi; Turizm Rehberliği, Turizm İşletmeciliği ile Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümlerinden mezun olan 87 öğrencisini görkemli bir törenle uğurladı. Sektöre adım atan genç turizmciler kep fırlatarak sektöre ilk adımı atmanın coşkusunu aileleriyle paylaştı. Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emre Güler’in ev sahipliğinde düzenlenen törene, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, dekanlar, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci yakını katıldı. Turizmin Ekonomik Boyutu Kadar Kültürel Yapısına da Odaklanıyoruz Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Turizm Fakültesi Mezuniyet Töreni'nde yaptığı konuşmada, İKÇÜ’nün salt hizmet sunan değil; politika geliştiren, stratejik düşünebilen ve geleceğe yönelik planlar oluşturabilen profesyoneller yetiştirdiğini vurguladı. Turizm sektörünün sadece ekonomik bir getiri alanı olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, eğitim felsefelerinin merkezine kültürel yapıyı yerleştirdiklerini ifade etti. Turizm fakültesinin "mezunları aranan" bir misyonla hareket ettiğini ve üniversitenin en başarılı fakültelerinin başında geldiğini aktaran Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, "Biliyoruz ki ülkemize gelen her misafirimiz öncelikle bizim konuğumuzdur ve onlarda pozitif algı oluşturmak turizm sektörümüzün en önemli görevidir. Turizm alanında hizmet sunacak profesyonellerin insanı anlayan, doğayı koruyan ve canlıyı değerli gören bireyler olması için durmaksızın çalışıyoruz. Bugün ülkemize ve insanımıza sempatinin en önemli aktörleri turizmcilerdir. Biz salt hizmet sunan değil politika geliştiren, stratejik düşünebilen, geleceğe yönelik planlar oluşturabilen profesyoneller yetiştiriyoruz. Eleştirel düşünebilen mezunlarımız her bir gelişmeyi takip ediyor, her bir yeniliğe hızlıca uyum sağlamaya çaba gösteriyoruz. Bu anlamda tüm pilot çalışmalarda üniversitemizin ilk sıralarda hatırlanmasından da son derece mutluyuz. Sektör ile yakın ilişki olmadan turizm alanında eğitim başarısının gelmeyeceğinin farkındayız ve sektör ile oldukça yakın çalışmalar yürütüyoruz. Bu konuda dekanlığımızın attığı son derece önemli adımlar var ve burada dekanımız nezdinde tüm yöneticilerimize, akademik ve idari kadromuza şükranlarımı sunuyorum" dedi. İKÇÜ'nün Değerlerini ve İzmir'in Ruhunu Yanınızda Taşıyın Vatan sevgisi ve medeniyet bilinci olmadan yapılan işlerin eksik kalacağını ifade eden Prof. Dr. Bulduklu, Türkiye'nin tarihi mirası, doğal güzellikleri ve gastronomik çeşitliliğiyle dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri olduğunu hatırlatarak genç turizmcilerin küresel rekabetin en sert olduğu bu ekosistemde üstleneceği "kültür elçiliği" rolüne dikkat çekti. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, “Kültürler arasında köprü kurmak için, dünü bugünü ve yarını anlatmak için her alandan daha fazla turizmcilere ihtiyacımız var. Kadim medeniyetimize yönelik olumsuz algıyı ortadan kaldırmak, itibarımızı inşa etmek için sizlere önemli görevler düşüyor. Sizler bir medeniyetin, bir kültürün temsilcileri ve bu ülkenin tanıtım elçilerisiniz. İşinizi yaparken bu hassasiyeti göz önünde bulundurmanızı istirham ederim. Sizler bu aktarım görevi konusunda kültürel mirası korumayı, hizmet kalitesini yükseltmeyi, sürdürülebilirliği öncelemeyi ve küresel ölçekte düşünebilmeyi öğrenmiş bireyler olarak mezun oluyorsunuz. Bugün turizm; dijitalleşmeden yapay zekâya, gastronomiden kültürel diplomasiye, sürdürülebilirlikten deneyim tasarımına kadar çok geniş bir ekosistemin merkezinde yer almaktadır ve küresel rekabetin en sert olduğu alanların başında gelmektedir. Sizlerin bu rekabette bizleri yukarıya taşımak noktasında güçlü bir motivasyona sahip olduğunuzun farkındayız. Sizler etik değerleri önemseyen, kültürel duyarlılığı yüksek, bu coğrafyayı değerlerin gelecek nesillerin emaneti olduğunu bilen, sorundan şikâyet etmek yerine çözüm üreten ve insan odaklı turizm sektörü liderleri olmanızdır. Yine bu ülkeyi sevmeden bu medeniyete aidiyet hissetmeden yaptığınız iş eksik kalacaktır. Türkiye, sahip olduğu tarihî mirası, doğal güzellikleri, gastronomik çeşitliliği ve misafirperverlik kültürüyle dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biridir ve sizler bunları daha da ileriye taşıyacaksınız. Bugün mezun oluyorsunuz ve hangi ülkede, hangi kurumda, hangi görevde olursanız olun; İKÇÜ’nün değerlerini, İzmir’in birleştirici ruhunu ve bu fakültede kazandığınız birikimi yanınızda taşımayı unutmayın. Çünkü sizler artık yalnızca mezun değil; İKÇÜ’nün temsilcilerisiniz. Yolunuz ve bahtınız açık olsun” şeklinde konuştu. Turizm; Sadece Hizmet Üretmek Değil, İnsanı Anlamaktır Mezuniyetin yıllar süren bir emeğin ve sabrın meyvesi olduğunu vurgulayan Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emre Güler, mezunların omuzlarındaki sorumluluğa işaret etti. Genç turizmcilere meslek hayatlarında başarıya ulaşırken insani değerleri ve meslek ahlakını korumaları tavsiyesinde bulunan Dekan Prof. Dr. Güler, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği bu ülkenin geleceği; düşünen, üreten, araştıran, vicdan sahibi ve çalışkan gençlerin omuzlarında yükselecektir. Bugün diplomalarını alacak öğrencilerimizin her biri, yalnızca birer mezun değil; aynı zamanda ülkemizin turizm vizyonunu taşıyacak birer kültür elçisidir. Turizm; sadece hizmet üretmek değil, insanı anlamaktır. Bir tebessümün, bir kültürün, bir şehrin ve bir medeniyetin dünyaya anlatılmasıdır. Sizlerden beklentimiz; mesleğinizi yalnızca bilgiyle değil, ahlakla, nezaketle, sabırla ve vicdanla icra etmenizdir. Çünkü gerçek başarı, insan olmayı unutmadan yükselmektir. Hayat sizleri bazen uzak coğrafyalara götürecek, bazen zorlu sınavlarla karşılaştıracaktır. Ancak nerede olursanız olun, bu fakültenin kapısının size her zaman açık olduğunu unutmayın. Kökü sağlam olan ağaç, fırtınadan korkmaz. Sizler de bilgiyle, emekle ve değerlerle yetişmiş bireyler olarak geleceğe güvenle yürüyünüz" dedi. Kurumsal Gücün Kaynağı: Birlikte Çalışma Kültürü Dekan Prof. Dr. Güler, evlatlarının umutlarını kendi umutları bilerek her türlü fedakarlığı gösteren anne ve babalara teşekkür ettiği konuşmasında, kurumların gerçek gücünün birlikte çalışma kültüründen doğduğuna dikkat çekerek öğrencileri yetiştiren akademik kadroya ve sürecin gizli kahramanları olan idari personele şükranlarını sundu. Prof. Dr. Güler, “Fakültemize her zaman destek olan, imkânlarını bizlerden esirgemeyen, üniversitemizin gelişimi adına büyük bir vizyon ortaya koyan Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse başta olmak üzere, kıymetli üst yönetimimize şükranlarımı arz ediyorum. Sağlanan destekler sayesinde öğrencilerimize daha güçlü bir eğitim ortamı sunabilmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünkü törenin hazırlanmasında büyük özveriyle çalışan Mezuniyet Komisyonu üyelerimize, organizasyonda görev alan tüm çalışma arkadaşlarımıza ve emeği geçen herkese ayrıca teşekkür ediyorum” diye konuştu. Tören, 87 genç turizmcinin geri sayım eşliğinde keplerini havaya fırlatmasıyla son buldu. -
20.05.2026
İKÇÜ FEST’26 Coşkuyla Başladı: Kampüste "Farkında ve Farklı" Bir Festival Havası!
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire (SKS) Başkanlığı koordinesinde organize edilen İKÇÜ FEST’26 büyük bir coşkuyla başladı. Üniversite kültür ve geleneğinin devamlılığını sağlamak, kurum aidiyetini güçlendirmek amacıyla bu yıl 9’uncu kez kampüse merhaba diyen İKÇÜFEST, Bando Red eşliğindeki renkli kortej yürüyüşüyle başladı. Merkez kütüphane önünden başlayan ve bando ekibinin dinamik ritimleriyle renklenen geleneksel kortej yürüyüşü, Rektörlük Binası önüne kadar devam etti. Öğrenci toplulukları, akademik ve idari personelin yoğun katılım gösterdiği yürüyüşe; Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Yasin Bulduklu ve Prof. Dr. Süleyman Akbulut’un yanı sıra fakülte dekanları, Genel Sekreter Nuretdin Memur, SKS Daire Başkanı Doç. Dr. Yeliz Doğru ve çok sayıda öğrenci eşlik etti. Sizler 'Farkında ve Farklı' Bir Üniversitenin Öğrencilerisiniz Şenlik alanında son bulan kortejin ardından festivalin resmi açılışını yapan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, üniversitenin vizyonunu ve festivale yüklenen anlamı özetledi. Üniversite yönetimi olarak öğrenciyi odağa alan bir anlayışa sahip olduklarını vurgulayan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, sosyal ve kültürel boyutu en az bilimsel donanım kadar önemsediklerini belirtti. Etkinliğin adını bilinçli olarak 'festival' koyduklarını dile getiren Prof. Dr. Bulduklu, "Festival, toplumsal değer ya da kutlama etrafında insanların bir araya geldiği, çok yönlü etkinlikleri hedefleyen daha geniş bir kavramsallaştırmadır. Amacımız; festivalin temelinde var olan paylaşım, katılım, deneyim ve ortak aidiyet üretimine vurgu yapmaktı. Festival ile birlikte öğrencilerimiz farklı ilgi alanları etrafında bir araya gelecek; sanatın evrensel diliyle kendilerini ifade ederken, sporun birleştirici gücüyle takım ruhunu yaşayarak öğrenecekler. Sizler farkında olan, üreten, sorgulayan ve farklılıklarıyla zenginleşen bireylersiniz. Mottomuzda da olduğu gibi; sizler kendinizi 'farkında ve farklı' olarak tanımladığınızda biz kendimizi başarılı sayacağız. Sizden ricamız, İKÇÜ’yü sahiplenmeniz ve burada geçirdiğiniz yılları hayatınıza yön verecek güçlü bir aidiyet hikâyesine dönüştürmenizdir” dedi. İzmir'in En İyi Festivalini Yapıyoruz Organizasyonun her yıl artan güçlü konseptine dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, kurumsal olarak gelinen noktada güçlü bir kadronun özverili çalışmasının yer aldığını vurguladı. Prof. Dr. Bulduklu, "Mütevazi olmayacağım; İzmir'in en iyi festivalini yaptığımızı açık biçimde görüyoruz. Üç ayrı günde üç önemli sanatçıyı davet ettik ama bizim şenlik kavramsallaştırmasının dışına çıkmamızdaki en büyük motivasyonumuz, sadece eğlenceye odaklı bir organizasyon değil; işin içerisinde kültürün, sanatın, sporun olduğu bir geleneği yaygınlaştırmaktı. Bugün geldiğimiz noktada bunu da başardığımızı görüyorum ve bu açıdan çok mutluyum. Bütün topluluklarımız sorumluluk aldılar, hepsi elini taşın altına koydu. Özellikle bizim gibi 'farkında ve farklıyız' mottosunu benimsemiş bir üniversite için farklı etkinlikler, farklı sanatçılar ve farklı programlarla her bir organizasyonun inanılmaz deneyimler sunduğunu hep birlikte deneyimledik, gözlemledik ve görüyoruz. Bu sene de onlardan biri olacak. Farklı farklı etkinliklerle 3 gün boyunca deyim yerindeyse tam bir festival coşkusunu yaşayacağız. Kurumsal manada katettiğimiz mesafeye baktığımızda çok iyi yerlerde olduğumuzu net biçimde görüyoruz. Yeterli mi? Daha fazlasını yapacağız. Bunu yapmak için de gerçekten güçlü bir kadroya sahibiz. Yönetim kadrosundan akademik ve idari personele kadar hepsinin özverili çalışmalarından güç alarak bu organizasyon bugünlere geldi. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" diye konuştu. Sadece Şenlik Demiyoruz, Ortak Aidiyet Üreten Bir Festival Diyoruz İki hafta önce yine öğrencilerin organizasyonuyla başarıyla hayata geçirilen İKÇÜ Film Festivali’ne de değinen Prof. Dr. Bulduklu, bu tür etkinliklerin kurumsal hafızayı güçlendirdiğini söyledi. Öğrencilere seslenerek İKÇÜ aidiyetine sahip çıkılması çağrısında bulunan Prof. Dr. Bulduklu” Üniversite yönetimi olarak bu yılki festival programında da sizlerin unutamayacağı anılar biriktirmeniz, güçlü dostluklar kurmanız ve kendinizi bu büyük ailenin değerli bir parçası olarak hissetmeniz için büyük bir gayret ortaya koyduk. Mezuniyetin ardından hafızalarda en çok yer edinen şeylerin çoğu zaman bu ortak deneyimler, bu güzel buluşmalar ve bu şenlik atmosferi olduğunu biliyoruz. O yüzden de özel bir çaba gösteriyoruz. Festivaller, aynı zamanda kurumsal hafızayı oluşturan, farklılıkları ortak bir heyecanda buluşturan güçlü sosyal ve kültürel platformlardır. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz İKÇÜ Film Festivalini iki hafta önce yine öğrenci organizasyonu şeklinde yaptık. Oldukça başarılı bir organizasyon ile orada da marka bir festivalin temellerini sağlam biçimde atmış olduk. İKÇÜ Fest’in kampüs yaşamına yeni bir ruh, yeni bir heyecan ve güçlü bir kültürel derinlik kattığına inanıyoruz. Biz İKÇÜ’yü seven, İKÇÜ’lü olmayı değer gören bir yapıyı inşa etmeye yönelik çaba gösteriyoruz. Temennimiz odur ki bu festival, hafızalarınızda yalnızca güzel etkinliklerle değil; dostlukları, heyecanı, birlik duygusu ve İKÇÜ aidiyetiyle de özel bir yer edinsin. Emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyor, hepinize iyi eğlenceler diliyorum” dedi. Anılarınızı #ikçüfest26 Hashtag'i ile Paylaşın Festivalin organizasyonunu üstlenen Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Doç. Dr. Yeliz Doğru ise şenlik alanını dolduran gençlere hitap ederek üniversite hayatının sadece akademik başarıdan ibaret olmadığını hatırlattı. Kampüsteki birliktelik ruhuna dikkat çeken Doç. Dr. Doğru, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün burada sadece bir açılış yapmıyoruz; burada gençliğin, dostluğun, paylaşmanın, yeniden bir arada olmanın heyecanını birlikte yaşıyoruz. Çünkü üniversite hayatı sadece derslerden, akademik başarıdan ve sınavlardan ibaret değil. Aynı zamanda üniversite hayatı kendini keşfetmek, yeni dostluklar biriktirmek, hayal kurmaktır. Bizler bu vesileyle festival boyunca ve stantlarımızda sanat olacak, spor olacak, yarışmalar olacak, bol kahkahalar olacak. Bölümleriniz farklı olabilir, fakülteleriniz farklı olabilir ama bu üç gün boyunca hepimiz aynı heyecanın paydaşı olacağız.Festivalin tadını çıkarın. Eğlenin, dans edin, gülün, yeni dostluklar kurun, yeni arkadaşlıklar edinin ve bu anıları da bizimle #ikçüfest26 hashtag'i ile paylaşmayı unutmayın. Bu büyük organizasyonda emeği geçen tüm öğrenci topluluklarımıza, akademik ve idari birimlerimize, paydaşlarımıza ve bugün burada festival alanını renklendiren siz sevgili öğrencilerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Unutulmaz bir festival diliyorum.” Unicup’ta İKÇÜ Rüzgarı Açılış töreninin ardından hem ulusal turnuvalarda İKÇÜ’yü gururlandıran sporculara hem de kurum içi Rektörlük Kupası'nda dereceye girenlere madalya ve kupaları takdim edildi. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından düzenlenen Unicup (Unikap) müsabakalarında üniversiteyi gururla temsil eden sporculardan; 3x3 Erkek Basketbol turnuvasında Türkiye ikincilik kupasını kaldıran Efe Yüzat, Ege Gezer, Bahadır Atak Yılmaz ve Esat Şentürk’ten oluşan basketbol takımı ile turnuvayı şampiyonlukla tamamlayarak birincilik kupasını göğüsleyen Murat Can Ay, Galip Hazar Günal, Ekin Irmak Balcı, Kerem Ongun ve Hasan Emre Korkmaz’dan oluşan E-spor takımı sporcuları podyumda madalyalarıyla buluştu. Rektörlük Kupası Sahipleri Ödüllerine Kavuştu Tören, öğrencilerin ve personelin yoğun katılımıyla tamamlanan geleneksel İKÇÜ Rektörlük Kupası müsabakalarının ödül seremonisiyle devam etti. Personel arası voleybol branşında Sağlık Bilimleri Fakültesi şampiyonluk kupasına uzanırken, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ikinci, Eczacılık Fakültesi ise üçüncü oldu. Büyük bir heyecana sahne olan personel basketbolunda kupanın sahibi Diş Hekimliği Fakültesi olurken, ikincilik kürsüsüne Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, üçüncülük kürsüsüne ise Sağlık Bilimleri Fakültesi çıktı. Personel futsal branşında ise İlahiyat Fakültesi birincilik ipini göğüslerken, Sosyal Bilimler Enstitüsü turnuvayı ikinci, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ise üçüncü sırada tamamladı. Bireysel performansların sergilendiği personel arası masa tenisi turnuvalarında erkeklerde Rıza Şen birinci, Maksut Çetin ikinci, Ozan Turamanlar üçüncü olurken; kadınlar kategorisinde podyumun ilk sırasına Eylem Aykurt çıktı, Anıl Çobanoğlu Dede ikincilik, Songül Ezer ise üçüncülük madalyasının sahibi oldu. Öğrenciler arası müsabakalarda da rekabet ve dostluk bir aradaydı. Öğrenci voleybol branşında Diş Hekimliği Fakültesi şampiyonluğunu ilan ederken, Eczacılık Fakültesi ikinci, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi üçüncü oldu. Basketbolda şampiyonluk kupası Su Ürünleri Fakültesi’ne giderken, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi ikinci, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi üçüncü sırada yer aldı. Öğrenci futsal turnuvasının kazananı Eczacılık Fakültesi olurken, Tıp Fakültesi ikincilik, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ise üçüncülük ödülünü aldı. Öğrenciler arası masa tenisi heyecanında ise kadınlarda Elif Yardımcı birincilik, Fatıma Karakurt ikincilik, Hatice Sazboğaz üçüncülük madalyasını boynuna taktı. Erkekler masa tenisinde ise şampiyonluk koltuğuna Ata Tonguç otururken, Halit Konuşkan ikinci ve Rafet Berk Şahin üçüncü olarak turnuvayı tamamladı. Öğrenci Stantlarına Yoğun İlgi Ödül töreninin ardından rektör yardımcıları ve üniversite üst yönetimi, kampüs meydanında kurulan öğrenci toplulukları stantlarını tek tek ziyaret etti. Öğrencilerin yıl boyunca planladıkları projeleri, kültürel çalışmaları ve sanatsal faaliyetleri inceleyen yönetim, gençlerin heyecanına ortak olarak onlarla hatıra fotoğrafları çektirdi. 3 gün boyunca kesintisiz devam edecek olan İKÇÜ FEST’26, konserler, turnuvalar, atölye çalışmaları, sergiler ve birbirinden renkli açık hava etkinlikleriyle İzmir'de üniversite gençliğinin kalbi olmaya devam edecek. -
15.05.2026
Akreditasyon Belgesi Eczacılık Gününde Geldi
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Eczacılık Fakültesi, 14 Mayıs Eczacılık Günü’nü akreditasyon belgesi ile kutladı. Eczacılık Fakültesi tarafından İKÇÜ Merkez Kampüsü’nde lokma ikramı ve müzik dinletisi ile başlayan etkinliklerin ardından, fakülte öğrencilerine mesleki pratik kazandıracak olan Uygulama Eczanesinin açılışı yapıldı. Hekim Hacı Paşa Konferans Salonu’nda devam eden resmî törende hem Türkiye’de bilimsel eczacılığın temellerinin atılmasının 187’nci yıl dönümü olan 14 Mayıs Eczacılık Günü kutlaması hem de İKÇÜ Eczacılık Fakültesinin eğitim kalitesini en üst seviyeye taşıdığının kanıtı olan Akreditasyon Belge Takdim Töreni gerçekleştirildi. Eczacılık Eğitimi Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (ECZAKDER) tarafından yapılan titiz değerlendirmeler sonucunda elde edilen 6 yıllık “Tam Akreditasyon” belgesi, fakülte yönetimine teslim edildi. Programa, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şenyiğit, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Gürer Orhan, İKÇÜ Eczacılık Fakültesi eski dekanları Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tijen Temiz ile Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mutlu Aytemir, ECZAKDER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. Seçkin Özden, ECZAK Başkanı Prof. Dr. Aysun Pabuçcuoğlu, ECZAKDER Genel Sekreteri Prof. Dr. Benay Can Eke, ECZAKDER Değerlendirici Üyeleri Prof. Dr. Nilgün Karalı ve Prof. Dr. Mehmet Arun, İKÇÜ Eczacılık Fakültesi Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Gülşah Erel Akbaba ve Dr. Öğr. Üyesi Merve Saylam, İzmir Eczacı Odası Başkanı Ecz. F. Savaş Kılıççıoğlu ile yönetim ve denetim kurulu üyeleri, kooperatif temsilcileri, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci katıldı. 14 Mayıs Eczacılık Günü’nde Tam Akreditasyon Gururu Programın açılış konuşmasını yapan Dekan Prof. Dr. Zeynep Şenyiğit, “Bu yıl 14 Mayıs’ın bizim için ayrı bir anlamı daha var. Çünkü bugün yalnızca mesleğimizi değil; büyük emekler, özveri ve dayanışmayla gelişen bir fakültenin 6 yıllık tam akreditasyonla taçlanan yolculuğunu da gururla konuşuyoruz. Kuruluşundan itibaren kadrosunda yer aldığım Eczacılık Fakültesinin dekanı olarak bu yolculuğun bir parçası olmaktan büyük bir gurur duyduğumu belirtmek isterim. Bir fakültenin kuruluş aşamasındaki zorluklardan sıkça söz edilir. Böyle bir süreci yaşayanlar bilirler ki, bu yolculuk yalnızca artan iş yükünden ibaret değildir. Bazen bir laboratuvarın kuruluşunu planlar, bazen eğitim programlarını ve ders içeriklerini en baştan oluşturur, kimi zaman bir öğrencinin geleceğine yön verecek sistemi kurmaya çalışır, kimi zaman da kurumsal bir kültürü hep birlikte inşa edersiniz. Ben, bu fakülteyi sadece kurmadığımızı; gerçekten her aşamasını büyük bir emekle, sabırla ve özveriyle ilmek ilmek işlediğimizi vurgulamak isterim. Bugün dönüp baktığımızda İKÇÜ Eczacılık Fakültesinin her geçen gün büyüdüğünü, geliştiğini ve ülkemizin önde gelen eczacılık fakültelerinden biri haline geldiğini görmek hepimiz için son derece kıymetli. Burada özellikle Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse olmak üzere üniversitemizin tüm birimlerine destekleri için teşekkür etmek istiyorum. Süreç boyunca her zaman yanımızda olup, bizlere güç verdiler. Ayrıca, fakültemizin kuruluş ve gelişim süreçlerinde büyük emek veren eski dekanlarımıza da en içten teşekkürlerimi sunmak istiyorum” diye konuştu. Öğrencilerin Ulusal Hasta Bilgilendirme Yarışması’nda ve farklı alanlarda elde ettikleri başarılarla gururlandıklarını dile getiren Prof. Dr. Şenyiğit, gösterilen başarıların eğitim kalitesinin ve öğrenci niteliğinin en önemli göstergesi olduğunu ifade etti ve 14 Mayıs Eczacılık Günü’nü kutlayarak konuşmasını noktaladı. İKÇÜ Eczacılık, Çok Farklı Bir Vizyonla Kuruldu İKÇÜ Eczacılık Fakültesini “kardeş fakülte” olarak nitelendiren Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Gürer Orhan, “Ülkemizdeki bilimsel eczacılık eğitiminin kutlandığı bugünde, ECZAKDER üst yöneticilerinin de aramızda bulunduğu bu güzel törenle İKÇÜ Eczacılık Fakültemizin akreditasyonunu da kutluyoruz. Bu iki özel kutlamanın çakışması da güzel bir tesadüf oldu. İKÇÜ Eczacılık Fakültesi, ülkemizdeki yeni açılan eczacılık fakültelerinden çok farklı bir vizyonla kurulan bir fakülte. Ben bunu her zaman, her yerde söylüyorum ve siz öğrencilerin de bilmesini istiyorum. Genelde, ülkemizde eczacılık fakülteleri açılırken öğretim üyeleri asgari şartları sağlayacak kadar toplanır ve çoğunluğunun kadrosu, eczacılık dışındaki farklı disiplinlerden hocalarla oluşturulur. İKÇÜ ise, Kurucu Dekan Prof. Dr. Tijen Temiz’in kararlılığıyla yola çıktı. ‘Biz önce öğretim üyelerimizi yetiştireceğiz; sonra kadro oluşturup öğrenci alacağız’ dediler. Ben, Türkiye'de bu mantıkla kurulan başka bir eczacılık fakültesi görmedim. Zaten başarınızı da ilk mezununuzu vermenizden kısa süre sonra, şartı sağlar sağlamaz, akreditasyon almanızla da gösterdiniz” dedi. Geleceğin Eczacılarına Önemli Mesaj: Akademiye Önem Verin İKÇÜ Eczacılık Fakültesinin kuruluş yıllarındaki zorlukları, verdikleri stratejik kararları ve bugünkü başarıya giden yolu anlatan Prof. Dr. Tijen Temiz, “Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Kürsüsünden, 2013 yılında İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’ne geldiğimde, orada eczacılık fakültesi kuruluş çalışmalarını ben yürüttüğümden, yeni bir fakülte kurmanın zorluklarını biliyordum. İKÇÜ’de her türlü zorluğa rağmen, kaliteden asla ödün vermeden Eczacılık Fakültesini açtık” dedi. Öğrencilere akademiye önem vermelerini tavsiye eden Prof. Dr. Temiz, 14 Mayıs Eczacılık Günü’nü kutlayarak sözlerine son verdi. Burada Başardığınız Şeyler Birçok Köklü Üniversitede Yok İKÇÜ Eczacılık Fakültesinin ikinci dekanı olarak görev yapan Prof. Dr. Mutlu Aytemir: “Sizin başarılarınızla gururlandım. Biliyorsunuz ki pandemide, devlet üniversitesi fakülteleri arasında açık kalan tek fakülte bizdik. Depremi yaşayan, o zorluklarda bile sizi eğitimden mahrum bırakmayan, üniversitenin online altyapısı sayesinde ilk dersi veren de bizdik. Burada, sizin başardığınız bazı şeyler; müfredatınız ve eğitim içerikleriniz birçok köklü üniversitede yok. Eczacılık eğitimi çok hızlı değişiyor. Ürünün, AR-GE’nin ve ÜR-GE’nin (Ürün Geliştirme) çok önemli olduğu, yapay zekânın da işin içine girdiği bir mesleğe doğru gidiyoruz” şeklinde konuştu. Değerlendirme Ekibini ve Akreditasyon Kurulunu Etkileyen Kurumsal Başarı ECZAK Başkanı Prof. Dr. Pabuçcuoğlu, İKÇÜ Eczacılık Fakültesinin akreditasyon sürecinde hazırladığı raporun kalitesini ve fakültedeki kurum kültürünü övdü. Prof. Dr. Pabuçcuoğlu, “İlk başvurusunda akreditasyon alan bir fakülte olarak İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Eczacılık Fakültesinin tüm dekanlarını, akademisyenlerini, idari personelini ve öğrencilerini yürekten kutluyorum. Bu süreçte beni etkileyen noktaları paylaşmak isterim. Bir kere öz değerlendirme raporu çok güzel hazırlanmıştı. Ben, Ulusal Eczacılık Eğitimi Akreditasyon Kurulu’nda 10 yıldan fazladır görev yapıyorum; İKÇÜ Eczacılık Fakültesinin öz değerlendirme raporu, gördüğüm en güzel raporlardan biriydi. Özellikle başta Dekan Prof. Dr. Zeynep Şenyiğit olmak üzere tüm akademik, idari kadroyu ve öğrencilerimizi tebrik ediyorum. Bizi hiç yormayan, çok kolay okunan bir rapordu. Sonuçta değerlendirme ekibimiz de çok güzel bir raporla bize döndü ve tüm süreç çok başarılı bir şekilde geçti. Şunu gördüm ki; akreditasyon ve kalite kültürü bu fakültede çok iyi benimsenmiş, içselleştirilmiş. Bu durum rapora da değerlendirme ekibimize de yansıdı. Akreditasyon çalışmaları baştan itibaren çok güzel başlamış; sistematik, düzenli bir çalışmanın ürünü. Onun için tüm dekanlarımızı ayrı ayrı kutluyorum. Hayırlı, uğurlu olsun diyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum” dedi. Türkiye’deki 65 Eczacılık Fakültesi Arasında İKÇÜ’nün Büyük Başarısı Türkiye’deki 65 eczacılık fakültesinden sadece 17 tanesinin akredite olduğunu belirten ECZAKDER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. Seçkin Özden, “İKÇÜ gibi son derece genç bir üniversitenin genç bir fakültesinin, yılların fakültelerini geride bırakıp bu lige girmesi inanılmaz bir olaydır ve tamamen hak edilmiştir” dedi. Nitelikli öğretim kadrosu olmadan kalıcı bir eğitimin mümkün olamayacağının altını çizen Prof. Dr. Özden, YÖK’ün “en az 8 doktoralı akademisyen” kriterini bile sağlayamayan fakülteler olduğunu belirtti. Öğrencilere de seslenen Prof. Dr. Özden, “Mesleğin eski saygınlığı için başarılı öğrencileri akademiyi seçmeye davet ediyorum” dedi. Akreditasyon sürecinin tescili olan TYÇ logosunun mezunlara uluslararası kapılar açtığını dile getiren Prof. Dr. Özden, geçmişte kadrosu azaldığı için akreditasyonunu kaybeden köklü üniversiteler olduğunu hatırlattı ve İKÇÜ’nün bu başarıyı korumak için akademik kadrosunu güçlü tutması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. M. Seçkin Özden, bu süreçte itici güç olan öğrencileri, akademik ve idari kadroyu kutlayarak konuşmasını tamamladı. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ’den Günümüze: Bilimsel Eczacılığın 187. Yılı Eczacılık mesleğinin usta-çırak ilişkisinden tam donanımlı bir bilim dalına evrildiğini belirten İzmir Eczacı Odası Başkanı Ecz. F. Savaş Kılıççıoğlu, “Bugün sadece bir meslek gününü değil, 187 yıllık geçmişi olan bir oluşumu konuşuyoruz. 1839 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane içerisinde bir eczacılık sınıfı kurulmasıyla başlayan ve günümüze uzanan süreçte bilimsel eczacılığın 187. yılını idrak ediyoruz. Bu süreçle beraber eczacılık usta-çırak ilişkisinden çıkarak; ilacın üretiminden kontrolüne, saklanmasından hastaya ulaşacağı noktaya kadar artık bilimsel bir gerçeklik kazandı. Ayrıca bugün, 1968 yılında Eczacı Azmi Kerman'ın girişimleriyle başlayan Eczacılık Günü kutlamalarının da 58. yılını kutluyoruz” dedi. Geleceğin eczacılarına da seslenen Başkan Kılıççıoğlu, “Eczaneye giren hastaya; şeker, hipertansiyon, KOAH gibi kronik hastalıklarının takibinde rehberlik edebilecek, doktorla köprü vazifesi görecek, dijital verileri yönetebilecek donanımda olmalıyız. Sizlerden ricam, okul sıralarında tabiri caizse bir ‘pratisyen klinik eczacı’ donanımıyla kendinizi yetiştirip mesleğinizin başına öyle geçmenizdir. Sizlere kapımız her zaman açık. 14 Mayıs Eczacılık Günü’nüzü kutluyorum” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından, Akreditasyon Belgesi ECZAKDER Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. Seçkin Özden tarafından, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şenyiğit’e takdim edildi. Program; Ankara Eczacı Odası Gençlik Komisyonu tarafından düzenlenen 22. Ulusal Hasta Bilgilendirme Yarışması’nda (UHBY) Türkiye birincisi olan Eczacılık Fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisi Buse Tunalı’ya ve akademik ve sportif faaliyetlerde başarı gösteren öğrencilere belge takdiminden sonra İKÇÜ Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin sahnelediği “Zehirden İlacı Ayıran Kimdi?” başlıklı tiyatro temsili ile birlikte sona erdi. -
15.05.2026
FTR Zirvesi: Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda İnovasyon
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü ile Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uygulama Araştırma Merkezi iş birliğiyle düzenlenen "3. Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda Eğitim, Araştırma ve İnovasyon Kongresi", alanın profesyonellerini ve akademik dünyayı bir araya getirdi. Ana teması "Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda İnovasyon" olarak belirlenen kongre, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Merkez Müdürü Prof. Dr. Derya Özer Kaya’nın ev sahipliğinde başladı. İki gün sürecek olan organizasyonun açılışına; Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Halil Murat Karadağ, FTR Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlknur Naz Gürşan, dekanlar, enstitü ve yüksekokul müdürlerinin yanı sıra farklı üniversitelerden gelen konuk akademisyenler, araştırmacılar ve sektör temsilcileri katıldı. Sağlık Hizmetinde "Vicdanlı Profesyonel" Kongrenin açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, sağlık profesyonellerinin yetiştirilmesinde bilimsel yetkinliğin ötesinde ahlaki ve insani değerlerin hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Konuşmasında "vicdanlı sağlık profesyoneli" vurgusu yapan Prof. Dr. Köse, “Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda Eğitim, Araştırma ve İnovasyon Kongresi'nin üçüncüsünü gerçekleştiriyor olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Her alanda olduğu gibi bu alanda da en iyi olma hedefimize, bu tür nitelikli organizasyonların büyük katkı sunduğuna inanıyorum. Bizler, bu alana sadece sağlık eksenli bakan değil; bunu bir ibadet gibi gören nesiller yetiştirme gayreti içindeyiz. Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip eden vizyonumuzun yanında, ahlaki gelişmeyi de her zaman önceliyoruz. Sağlık profesyonellerinin esas işlevi insan ruhunu iyileştirmektir. İnsan bedenine dokunurken vicdan, merhamet ve sabır en güçlü melekelerimiz olmalıdır. Modern sağlık sistemleri teknolojiyle gelişebilir; ancak vicdanla derinleşir. Merhametin ve empatinin olmadığı yerde tedavi her zaman eksik kalır. Fizyoterapi alanında temel unsur güvendir; karakterden ve etik duyarlılıktan uzak bir yaklaşımın toplumda karşılık bulması mümkün değildir. İnsanı merkeze alan bir medeniyet perspektifiyle konuya yaklaşılmalı; multidisipliner çalışma kültürü ve araştırma kapasitesi bu temel üzerine inşa edilmelidir” diye konuştu. Sağlıklı Bireyler Güçlü Toplumların Temelidir Yaşlanan nüfus ve artan kronik hastalıklar karşısında rehabilitasyonun stratejik bir zorunluluk haline geldiğini belirten Rektör Prof. Dr. Saffet Köse üniversitelerin bu süreçteki sorumluluklarına değindi. FTR’nin toplumsal kalkınmadaki stratejik önemine vurgu yapan Prof. Dr. Köse, “Nörolojik sorunların ve kronik hastalıkların arttığı günümüzde, rehabilitasyon yaşam kalitesi için kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Fonksiyonel bağımsızlığın korunması, hem bireyin toplum içindeki varlığı hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükün hafifletilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Rehabilitasyon hizmetleri, sadece yaşam kalitesini artırmakla kalmaz; aynı zamanda bireyi yeniden iş gücüne katarak ülke ekonomisine doğrudan katma değer sağlar. Uzun dönemli bakım maliyetlerini düşüren bu süreç, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği için bir tercih değil, zorunluluktur. Ülke olarak bu konuda oldukça iyi bir noktadayız. Biz biliyoruz ki sağlıklı bireyler, güçlü toplumların temelidir. Üniversite olarak eğitim odağında sağlık sistemine yaptığımız her yatırım, aslında yarının daha güçlü Türkiye’sine yapılan bir yatırımdır. İnsanı merkeze alan bir medeniyet perspektifiyle; multidisipliner çalışma kültürü ve araştırma kapasitemizi uluslararası iş birlikleriyle inşa etmeye devam edeceğiz” dedi. Fizyoterapide İnovasyon Yolculuğu Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Merkez Müdürü Prof. Dr. Derya Özer Kaya, kongrenin klasik bir bilimsel toplantının ötesinde, mesleki geleceğin yeniden şekillendiği bir durak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kaya, “Bugün burada yalnızca bir bilimsel toplantının açılışını yapmıyoruz. Aslında fizyoterapi ve rehabilitasyon alanında ortak aklın, bilimsel sorumluluğun ve mesleki geleceğin yeniden şekillendiği bilimsel bir yolculuğun üçüncü durağında bir araya geliyoruz. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim, Araştırma ve İnovasyon Kongresi, ilk düzenlendiği günden itibaren klasik bir kongre olmanın ötesinde bir anlam taşımıştır. İlk kongrede hedefimiz eğitimde kaliteyi ve ortak standartları tartışmaktı ki bu süreci tam akreditasyon ile taçlandırdık. İkinci kongrede araştırma kültürünü güçlendirerek bilimsel üretkenliği merkeze aldık. Bugün üçüncüsünde ise çok daha iddialı bir noktadayız: Bilgiyi yalnızca üretmek değil, dönüştürmek ve geleceğe yön vermek. Bilimsel kongreler yalnızca bilgi aktarımının yapıldığı ortamlar değildir. Asıl değer; kurulan diyaloglarda, sorulan sorularda ve başlayan iş birliklerinde ortaya çıkar. Çünkü bilim merakla başlar, sorgulamayla gelişir, paylaşım ile büyür. Fizyoterapinin geleceğini şekillendirecek olan, sizlerin bilimsel cesareti olacaktır” diye konuştu. Fizyoterapistin Yeniden Tanımlanan Rolü Fizyoterapistlerin modern sağlık sistemindeki karar verici rollerinin her geçen gün daha da kritikleştiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya, mesleğin gelecekteki konumuna dair değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Kaya, “Gerçek gelişim ancak eğitim, araştırma ve inovasyon üçgeni birlikte çalıştığında ortaya çıkar. Dünya sağlık sistemleri köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yaşam süresinin uzaması, kronik hastalık yükünün artması ve fonksiyonel bağımsızlığın sağlık sistemlerinin temel göstergesi haline gelmesi bize açık bir gerçeği göstermektedir: Geleceğin sağlık sisteminde rehabilitasyon merkezi bir rol üstlenecektir. Bu değişim, fizyoterapistin rolünü de yeniden tanımlamaktadır. Bugünün fizyoterapisti artık sadece uygulayıcı değil; klinik karar veren, veri üreten, teknoloji geliştiren, multidisipliner ekipleri yöneten ve toplumsal sağlık politikalarına katkı sağlayan bir sağlık profesyonelidir. Geleceğin güçlü toplumları, sağlıklı bireyler ve nitelikli sağlık profesyonelleri ile mümkün olacaktır. Bizler yetiştirdiğimiz her öğrenciyle ve yaptığımız her bilimsel katkıyla aslında toplumun yarınlarına yatırım yapıyoruz. Fizyoterapi ve rehabilitasyon yalnızca hareketi yeniden kazandırmak değildir; insana umut vermektir, yaşam kalitesini yükseltmektir, bağımsızlığı yeniden mümkün kılmaktır. Bilimin rehberliğinde, mesleki dayanışma ve ortak değerlerimiz ışığında daha sağlıklı bir toplum için birlikte çalışmaya devam edeceğimize inanıyorum” dedi. Akademiden Kliniğe Köprü: İKÇÜ Mükemmeliyet Merkezi Hedefi Fakültenin 15 yıllık deneyimiyle bugüne kadar 400’ü fizyoterapist olmak üzere 2500’ün üzerinde sağlık profesyoneli mezun ettiğini belirten Prof. Dr. Kaya, Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin gelecek hedeflerini paylaştı. Üniversitelerin bilgi üretme misyonu ile toplum sağlığına rehberlik etme vizyonu arasındaki doğrudan bağa dikkat çeken Dekan Prof. Dr. Kaya, “Üniversitelerin gerçek gücü yalnızca eğitim vermelerinde değil; bilgi üretmeleri ve topluma rehberlik etmelerindedir. Bu noktada Uygulama ve Araştırma Merkezlerimiz, akademiyi klinikle buluşturan ve öğrenciyi üreten bireye dönüştüren özel bir misyon üstlenmektedir. Bizler, merkezimizin yapılanmasını güçlendirerek bilimsel üretimi toplum sağlığına katkıya dönüştürmek istiyoruz. Akademik bilginin klinik uygulama ile harmanlandığı bir ‘Mükemmeliyet Merkezi’ olma gayretindeyiz. Fizyoterapi yalnızca hareketi yeniden kazandırmak değildir; insana umut vermektir, yaşam kalitesini yükseltmektir. Fakültemizin gelişimine ve Merkezimizin yapılanmasına verdikleri güçlü destek nedeniyle Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Saffet Köse’ye ve Rektör Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Yasin Bulduklu’ya şükranlarımı sunuyorum. Kongrenin düzenlenmesinde büyük emek harcayan düzenleme kuruluna, bilim kuruluna, değerli konuşmacılarımıza ve destek veren tüm kurum ve kuruluşlara, akademik ve idari personelimize, paydaşlarımıza, programa katılan siz değerli konuklarımıza içten teşekkürlerimi sunuyorum” şeklinde konuştu. 200’ü Aşkın Katılımcı ve Uygulamalı Eğitimler Kongrenin açılışında bölümün gelişim süreci ve program detayları hakkında bilgi veren Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlknur Naz Gürşan, 2016 yılında kurulan bölümün genç ve dinamik kadrosuyla kısa sürede güçlü bir bilimsel ivme yakaladığını vurguladı. Prof. Dr. Gürşan, bölümün Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği tarafından 5 yıl süreyle akredite edilerek eğitim kalitesini tescillediğini paylaştı. Kongre programının zenginliğine değinen Prof. Dr. Gürşan, geleneksel yöntemlerin ötesine geçilerek geleceğin sağlık sistemine odaklanıldığını aktardı. Akademik başarıların sürdürülebilirliği için inovasyonun ve genç araştırmacıların desteklenmesinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gürşan, “Bu yıl ‘Eğitimden Klinik’e, Araştırmadan İnovasyona’ uzanan zengin bir içerik hazırladık. Geleceğin fizyoterapistlerinin sahip olması gereken yetkinliklerden yapay zekâ uygulamalarına, kronik ağrıdan spinal patolojilere kadar geniş bir perspektif sunuyoruz. Özellikle genç araştırmacıların ve öğrencilerin araştırma kültürüyle erken dönemde tanışmasını hedefleyen kongre programımıza, TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı projelerini de dahil ettik. Bilimsel etkileşimi sürdürülebilir kılmak adına, sunulan başarılı bildirileri üniversitemiz dergisinde yayımlayarak literatüre katkı sunmaya devam ediyoruz. İki yıldır 200’ün üzerinde katılımcıyla büyüyen bu kongrenin arkasında her detaya dokunan büyük bir emek var. TÜBİTAK 2223-B desteğiyle gerçekleştirilen bu organizasyon, bizler için ayrı bir motivasyon kaynağıdır. Kongremizin son gününde ise mesleki gelişime katkı sunacak olan beş farklı kursu, uygulama araştırma merkezimizde gerçekleştireceğiz. Bu güçlü kurumsal desteği sağlayan Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’ye, düzenleme kurulumuza ve organizasyonun görünmeyen yüzü olan özverili öğrencilerimize, kongremizi zenginleştiren değerli sponsorlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu. Bilimsel programın içeriğine dair detaylar paylaşan Prof. Dr. Gürşan, "Eğitimden Klinik’e, Araştırmadan İnovasyona" temasıyla hazırlanan panellerde; değişen sağlık sistemi doğrultusunda geleceğin fizyoterapistlerinin sahip olması gereken yetkinliklerden mezuniyet sonrası kariyer yolculuğuna, kronik ağrı yönetiminden spinal patolojilere kadar çok geniş bir yelpazede sunumlar yapılacağını ifade etti. Dijital Dönüşümden Telerehabilitasyona: Çok Yönlü Bilimsel İçerik Açılış konuşmalarının ardından "Geleceğin Fizyoterapistleri İçin Donanım Ne Olmalıdır?" başlıklı panele geçildi. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derya Özer Kaya ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehtap Malkoç’un oturum başkanı olarak yönettiği panelde; Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Aksu Yıldırım, “Geleceğin Fizyoterapisti: Değişen Koşullara Uyum Becerileri” başlıklı bir sunum yaptı. Kongrenin bilimsel programı; fizyoterapi ve rehabilitasyonun geleceğini şekillendiren en güncel temaları kapsayacak şekilde yapılandırıldı. İki gün boyunca sürecek oturumlarda; klinik karar verme süreçleri, kronik ağrı ve spinal patolojilere yönelik modern yaklaşımlar ile yenilikçi egzersiz stratejileri derinlemesine ele alınacak. Mesleğin teknolojik dönüşümünün masaya yatırılacağı kongrede; yapay zekâ uygulamaları, dijital ölçüm ve izleme teknolojileri ile telerehabilitasyon süreçleri multidisipliner bir bakış açısıyla tartışılacak. Programın son gününde İKÇÜ laboratuvarlarında gerçekleşecek beş farklı mesleki kurs ile katılımcıların pratik gelişimine katkı sunulacak. -
14.05.2026
Bilişim Dünyasının Kalbi Kuşadası’nda Attı
İKÇÜ Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Fuarı Kamu, Üniversite ve Teknoloji Dünyasını Bir Araya Getirdi İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Bilgi İşlem Daire Başkanlığı ev sahipliğinde T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı destekleriyle düzenlenen"2. Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Fuarı" Kuşadası’nda gerçekleştirilen resmi bir törenle bilişim dünyasının temsilcilerine kapılarını açtı. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, veri güvenliği, kamu bilişim altyapıları ve yerli yazılım teknolojileri alanlarında, Türkiye’nin dört bir yanından gelen bilişim profesyonellerini ve teknoloji firmalarını buluşturan organizasyon için düzenlenen resmi açılış törenine; İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Sektörler ve Kamu Yatırımı Genel Müdür Yardımcıları Mehmet Cem Fendoğlu ve Tolga Balcı, İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Bilgi İşlem Daire Başkanı Fatih Tunçez, üniversitelerden gelen rektörler, üst düzey yöneticiler, akademisyenler, kamu temsilcileri, yazılım ve donanım teknolojileri alanında faaliyet gösteren firmaların yöneticileri, bilişim uzmanları katıldı. Veri Güvenliği, Dijital Egemenliğin Temelidir Fuarın açılış konuşmasını gerçekleştiren İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, bilişim teknolojilerinin artık yalnızca teknik bir alan olmadığını, ülkelerin ekonomik bağımsızlığı, stratejik güvenliği ve toplumsal sürdürülebilirliği açısından kritik bir unsur haline geldiğini söyledi. Dijital çağda verinin en önemli güç unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Köse, özellikle kamu kurumları ve üniversitelerde kullanılan yazılım altyapılarının milli güvenlik perspektifiyle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Rektör Prof. Dr. Köse, “Bilindiği üzere bilişim sistemleri günümüzün olmazsa olmazları arasında yerini almış durumda ve özellikle yöneticiler açısından bu sistemler hem karar verme hem de kaynakları etkin kullanma açısından önemli işlevler sunuyor. Gelinen noktada her geçen gün değişen bu teknolojilere uyum sağlamak ve hatta yönetmek zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Bugün artık savaşlar yalnızca sahada değil; veri merkezlerinde, ağ sistemlerinde ve dijital platformlarda yürütülmektedir. Veriyi kontrol eden yapılar, ekonomik gücü, toplumsal yönlendirmeyi ve stratejik üstünlüğü de kontrol etmektedir. Bu nedenle dijital altyapılarımızın güvenliği, en az fiziki güvenlik kadar önemli hale gelmiştir. Özellikle üniversiteler gibi büyük veri üreten kurumların kullandığı sistemlerin milli güvenlik perspektifiyle ele alınması zorunluluktur. Her alanı etkisi altına alan yazılımların özellikle üniversite ve kamu kurumları açısından veri mahremiyeti çerçevesinde düşünülmesine ihtiyaç var. Biz İKÇÜ olarak geliştirdiğimiz Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi ile bu anlayışı merkeze alan güvenli ve sürdürülebilir bir dijital model ortaya koyduk. Bu sorumluluk anlayışı çerçevesinde Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile çıktığımız yolda bugün çok güçlü paydaşlara sahibiz ve Üniversite Bilgi Yönetim Sistemimiz güvenli mimarisi ile öğrenci, akademisyen, idari ve kurumsal süreçleri tek merkezde toplayan entegre bir dijital yönetim altyapısı sunmaktadır” dedi. Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi’nin yalnızca teknik bir otomasyon sistemi olmadığını belirten Rektör Prof. Dr. Köse, projenin üniversitelerde kurumsal hafıza oluşturan, süreçleri standardize eden ve karar alma mekanizmalarını güçlendiren kapsamlı bir dijital dönüşüm modeli sunduğunu ifade etti. Dijital Çağın Yeni Gücü: Entegre Veri Analitiği Sistemin akademik süreçlerden insan kaynaklarına, bütçe yönetiminden öğrenci işlerine kadar tüm yapıları entegre biçimde yönettiğini söyleyen Prof. Dr. Köse, özellikle veri temelli yönetim anlayışının üniversitelerde büyük bir dönüşüm başlattığını dile getirdi. Rektör Prof. Dr. Köse, “Sistem özellikle veri güvenliği, kurumsal hafıza ve veri analitiği açısından da yüksek öğretimimize önemli fırsatlar sağlamaktadır. Veri güvenliği açısından ÜBYS’nin sunduğu en önemli avantajlardan biri, tüm süreçlerin merkezi ve yetkilendirilmiş bir yapı üzerinden yönetme kabiliyetidir ve veriler ülkemiz içinde tutulmaktadır. Sistem; kullanıcı bazlı yetkilendirme, vekâlet mekanizması, elektronik belge süreçleri ve kimlik doğrulama altyapılarıyla işlem güvenliğini artırmaktadır. Özellikle sahteciliğin giderek yaygınlaştığı ve kolaylaştığı günümüzde bu mimari bize daha güvenli yönetme imkânı sunmaktadır. e-Devlet entegrasyonu, elektronik imza ve doğrulama sistemleri sayesinde kullanıcı erişimleri daha güvenlidir ve bu alanda da öncü bir rol üstlenmiştir. Artık kurumları sezgilerle değil verilerle yönetmek zorundayız. Üretilen her veri, doğru analiz edildiğinde yöneticilere çok güçlü bir karar destek mekanizması sunar. ÜBYS’nin Kurumsal Değerlendirme Modülü sayesinde üniversiteler akademik performanslarını, mali süreçlerini ve yönetsel verimliliklerini anlık olarak izleyebilmektedir. Özellikle büyük veri yönetimi açısından düşünüldüğünde, akademik ve idari süreçlerde veri tabanlı karar alma kültürü, öğrenci değerlendirmesi, kaynak ve bütçe kullanımı, tedarik yönetimi, bilimsel araştırma projelerinin performans analizleri, kurumsal raporlama ve YÖK entegrasyonlarının kolaylaştırılması gibi pek çok husus kolayca yönetilebilmektedir” diye konuştu. Gençlik ve Üretim Odaklı Dijital Ekosistem Gençlerin teknoloji üretiminde üstleneceği role de değinen Prof. Dr. Köse, Türkiye’nin dijital geleceğinin üniversitelerde yetişen nitelikli insan kaynağıyla şekilleneceğini belirtti. Teknolojik dönüşümde gençliğin üretim gücüne inandıklarını belirten Prof. Dr. Köse, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Biz gençlerimize güveniyoruz. Türkiye, tüketen değil üreten bir dijital ekosistem kurmak zorundadır. Üniversitelerimizin görevi yalnızca eğitim vermek değil; aynı zamanda teknoloji geliştiren, çözüm üreten ve ülkesine stratejik katkı sağlayan merkezler olmaktır. Veri güvenliği ve milli hedefler hassas noktamız ya da kırmızı çizgimizdir. Teknolojik dönüşümü, gençliğin üretim gücünü ve Türkiye’nin dijital geleceğini önemli görüyoruz ve bu noktada siz değerli paydaşlarımızla birlikte sürekli iyileştirme çabalarımızı durmadan devam ettiriyoruz. Bu fuarda da siz kıymetli paydaşlarımız ile sürekli temas yoluyla daha iyiyi nasıl yaparız onu arıyoruz” Kamu Kaynaklarında Tasarruf Dönemi ve Ölçek Ekonomisi: ÜBYS Başarısı Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Sektörler ve Kamu Yatırımı Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Cem Fendoğlu ise konuşmasında, ÜBYS’nin kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından son derece önemli bir model oluşturduğunu ifade etti. 2006 yılından sonra yükseköğretim sistemindeki genişleme ile birlikte bilgi işlem altyapılarına olan talebin arttığını belirten Fendoğlu, ÜBYS'nin bu noktada bir "ölçek ekonomisi" yarattığını ifade etti. Merkezi çözümlerin kamuda ciddi maliyet avantajı sağladığına değinen özellikle Üniversite Bilgi Yönetim Sisteminin (ÜBYS) mali ve stratejik avantajlarını paylaştı. Fendoğlu, "Mükerrer taleplerin arttığı görülünce, bilgi işlem altyapısına ilişkin hizmetlerin tek merkezden verilerek ölçek ekonomisinden faydalanılması, kamuda tasarruf sağlanması, bütçe ve personel eksikliği olan üniversitelerin ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla ulusal ölçekte bir Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaca yönelik olarak kısa adıyla ÜBYS projesi 2011 yılında başlamış, 2012 yılında Kamu Yatırım Programına dahil edilmiştir. ÜBYS, 36 entegre modülüyle üniversitelerin tüm akademik ve idari süreçlerini tek çatı altında toplayan başarılı bir milli yazılım örneğidir. Üniversitelerimizin her birinin ayrı sunucu kurulumu, yazılım alımı ve personel maliyetlerine katlanması yerine, hizmetlerin tek merkezden verilmesi kamuda büyük bir verimlilik de oluşturur. Bütçesel açıdan düşündüğümüzde; ÜBYS projesi ile kamu tasarrufu sağlanabilmektedir. ÜBYS modeli ortak altyapı yaklaşımıyla hem maliyetleri düşürmekte hem de standartlaşmayı sağlamaktadır. Bu yaklaşım, kamuda kaynakların daha etkin kullanılmasına önemli katkı sunmaktadır. Bugün kamu yönetiminde en önemli ihtiyaçlardan biri sağlıklı ve entegre veri üretimidir. ÜBYS projesindeki büyük veri sayesinde veriye dayalı politika üretme imkânı olabilecektir. İlerleyen aşamalarda ÜBYS’nin CBS, MEK-SİS, YÖK Atlas, YÖKSİS, SGK, İŞ-KUR, TÜİK gibi kamu veri sistemleriyle entegre çalışması halinde eğitim-istihdam bağlantısı başta olmak üzere pek çok alanda alınacak stratejik konularda karar vericilere yardımcı olacaktır” şeklinde konuştu. Sürdürülebilir ve Güvenli Dijital Yönetim Hedefi Başkanlık olarak önceliklerinin ÜBYS'nin kalitesini artırmak ve kullanımını tüm üniversitelere yaygınlaştırmak olduğunu ifade eden Fendoğlu, şu önemli bilgiyi paylaştı: " Amacımız yalnızca bir yazılımı yaygınlaştırmak değil; sürdürülebilir, güvenli ve ekonomik bir dijital yönetim modeli oluşturmaktır. Geçtiğimiz mart ayında tüm kamu üniversitelerimize resmi yazı göndererek mevcut bilgi yönetim sistemlerini ve harcamaları analiz etmeye başladık. Amacımız, en verimli ve sürdürülebilir çözümü tüm üniversitelerimizde hâkim kılmaktır. Fuarımızı düzenleyen İKÇÜ tarafından ulusal düzeyde “Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi (ÜBYS)”, “Bulut Bilişim Projesi” ve “Yükseköğretim Mekanları Yatırım Karar Destek Sistemi (Mek-Sis)” projeleri yürütülmektedir. Bu çalışmalar, sisteme dâhil olan üniversitelerin kurumsal kapasitesini artırmakta ve bilişim hizmetlerine erişimde kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlamaktadır. Her yazılım programı gibi ÜBYS’nin de gelişmeye açık yanları var. Kullanıcı üniversitelerimizin karşılaştığı sorunlara yönelik olarak halihazırda çözümler geliştirilmekle birlikte zamanında, kalıcı, sürdürülebilir çözümlerin İKÇÜ tarafından paydaşlarıyla birlikte gerçekleştirileceğine inanıyorum" dedi. İKÇÜ'nün Bilişimdeki İhtisaslaşmasına Destek İKÇÜ'nün "Yazılım Teknolojileri ve Bilişim" alanında ihtisaslaşmasının çok kıymetli olduğunu belirten Fendoğlu, tamamlanan "Bilgi İşlem Veri Merkezi Binası" ile üniversitenin bu alandaki kapasitesinin arttığını dile getirdi. Fendoğlu, “Diğer üniversitelerimizin de güçlü alanlarına yönelik ihtisaslaşmalarını istiyoruz ve teşvik ediyoruz. Bütçe planlamamızı da bu yönde yapıyoruz. Bununla birlikte, ihtisaslaşan Üniversitelerimizin sorumlulukları artıyor tabi. Bir alanda bir Üniversiteye ulusal ölçekli bir destek verdiğimizde ise o alanda ulusal koordinasyonun sağlanmasını ve diğer Üniversitelerimizin ilgili alandaki kapasitesinden de faydalanılmasını beklemekteyiz” diyerek konuşmasını, projeye emek veren Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu ve ÜBYS ekibine teşekkür ederek noktaladı ve paydaşların her türlü önerisine açık olduklarını, gelişimlerini desteklemeye hazır olduklarını yineledi. Ulusal Bir Marka Olarak ÜBYS’nin Dönüşüm Yolculuğu Açılış töreninde söz alan İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, ÜBYS’nin (Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi) ulusal ölçekte örnek gösterilen bir projeye dönüştüğünü belirtti. ÜBYS’nin bugün 24 devlet üniversitesinde aktif olarak kullanılan güçlü bir yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, çalıştaylardan fuar sürecine evrilen dönüşüm yolculuğunu özetledi. Prof. Dr. Bulduklu, “ÜBYS, bugün 24 devlet üniversitesi ile dev bir aile haline gelmiş ulusal bir markadır. Entegre ve bütçe dostu yapısının yanı sıra, kamu eliyle yüksek teknoloji üretilebileceğinin ve küresel rekabetle mücadele edilebileceğinin en somut ispatıdır. Teknoloji alanında dışa bağımlılığın konuşulduğu bir dönemde, kamu kurumlarının kendi insan kaynağıyla böylesine büyük bir yazılım ekosistemi oluşturabilmesi son derece değerlidir. Çünkü dijitalleşme yalnızca yazılım geliştirmek değildir. Aynı zamanda kurum kültürünü dönüştürmek, alışkanlıkları değiştirmek ve ortak bir yönetim anlayışı oluşturmak anlamına gelir. ÜBYS bugün bu anlamda Türkiye’nin en önemli yükseköğretim dijitalleşme projelerinden biri haline gelmiştir.2012 yılında başlayan bu proje, Strateji ve Bütçe Başkanlığımızın değerli destekleri ve paydaşlarımızın katkılarıyla ülkemizin ve yükseköğretimimizin stratejik hedeflerine katkı sunmaktadır ve sunmaya da devam edecektir. İlk başladığı zaman bir hayal gibi görünen projenin bugünkü noktaya ulaşmasında Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’nin ortaya koyduğu irade ve kararlı duruş son derece etkili olmuştur. Ben Sayın Rektörümüze bize verdiği kıymetli destekler için kalbi şükranlarımı sunuyorum” şeklinde konuştu. Açık İletişim ve Sürekli Gelişim Odaklı Destek Sistemi Yazılım süreçlerinin zorluğuna ve kurumsal alışkanlıkları değiştirmenin yarattığı dirence de dikkat çeken Prof. Dr. Bulduklu, İKÇÜ ÜBYS’nin başarısının arkasında "açık iletişim" ve "kararlı yönetim" olduğunu belirtti. Kullanıcı geri bildirimlerine verdikleri önemi vurgulayan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, “İKÇÜ ÜBYS, değerli paydaşlarımızın kıymetli katkıları sayesinde bu aşamaya geldi. Böylesine kapsamlı bir dönüşüm sürecini kamu mülkiyetinde, kamu kaynaklarıyla ve mevzuatıyla yönetmek zaman zaman aksaklıkları da ortaya çıkardı. Ama her bir aksaklığı eleştiriye kapalı değil, açık iletişim anlayışıyla ele aldık ve destek taleplerine daha hızlı yanıt verebilir bir sistemi inşa ettik. Ancak halen bu konuda yeterli olmadığımızın bilincindeyiz ve geliştirmeye, “sıfır sorun” anlayışı ile hizmet sunmaya çabalıyor ve ekibimizle birlikte gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz. Gece gündüz diyorum zira bizde mesai hiçbir zaman bitmiyor. Her an ulaşılabilir bir sistemi üniversite bilgi sistemlerinin bir zorunluluğu olarak gördük. Ayda yapılacak talep sayısını ya da sözleşme dönemindeki destek sayısını kısıtlamak yerine daha çok çalışmayı ilke edindik. Sizlerden gelen şikayetler sonrası çözüm merkezimizi, destek sistemlerimizi iyileştirdik. Bundan sonraki süreçte de iyileştirmelere devam edeceğiz. Her yıl düzenlenen fuarın amaçlarından biri de güçlü ve zayıf yönlerimizi görmek. Paydaşlarımızın geri dönüşlerine son derece önem veriyoruz ve emin olun sistemin geleceği nokta dün olduğu gibi bundan sonra da hepimizin emeğiyle şekillenecek. Çünkü kullanıcılarımızdan gelen her geri bildirimi bir gelişim fırsatı olarak görüyoruz. Biliyoruz ki güçlü sistemler, güçlü geri bildirim kültürüyle gelişir” diye konuştu. Dijital dönüşüm süreçlerinde ortak akıl ve iş birliğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, projeye katkı sağlayan tüm üniversitelere, teknik ekiplere ve kamu yöneticilerine teşekkür etti. Prof. Dr. Bulduklu, “Bu vesileyle ÜBYS sürecinde emeği geçen bilgi işlem ekibimize, teknik ekiplerimize, çözüm ortaklarımıza da teşekkür ediyorum. Bu yapıyı hayata geçiren ve ayakta tutan Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’ye, Strateji ve Bütçe Başkanlığı Sektörler ve Kamu Yatırımları Genel Müdür Yardımcısı Tolga Balcı’ya ve Cem Fendoğlu’na şükranlarımı sunuyorum. Bugün sorunsuz kullanan bütün üniversitelerimizde rektörlerimizin, daire başkanlarımızın ve ekiplerinin bize olan güveni başarıyı ortaya çıkardı. Ben bu noktada paydaş üniversitelerimizin kıymetli yöneticilerine de teşekkürlerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı. Bilgi İşlem Daire Başkanı Fatih Tunçez de T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının destekleriyle düzenlenen Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Fuarı'nın tüm katılımcılarına teşekkürlerini iletti. Geleceğin Bilişim Ekosistemi İçin Stratejik İş Birliği Açılış konuşmalarının ardından törene katılan protokol fuar alanındaki stantları ziyaret etti. İki gün sürecek organizasyonda, “Bulut Bilişim”, “Yapay Zekâ ve Büyük Veri”, “Siber Güvenlik ile Kurumsal Çözümler” başlıklı oturumlarda, kamu bilişim politikaları, üniversite-sanayi iş birliklerinin geliştirilmesine ve Türkiye’nin bilişim ekosistemine katkılar sunması bekleniyor. Yükseköğretimde dijitalleşme vizyonunun geliştirilmesi, kamu kurumlarında entegre yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması ve veri temelli yönetim anlayışının güçlendirilmesi hedefiyle sektör paydaşlarını bir araya getiren fuar; yerli ve milli teknoloji hamlesine katkı sağlayacak projeler, sürdürülebilir bilişim altyapıları ve güvenli veri yönetimi konularında Türkiye’nin dört bir yanından gelen akademisyenler, kamu yöneticileri, bilişim uzmanları ve sektör temsilcilerinin görüş alışverişinde bulunmasına imkân tanıyacak. -
12.05.2026
Geleceğin Diplomasisi ve Stratejik Vizyon
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Uluslararası İlişkiler Topluluğu tarafından hazırlanan, Gençlik ve Spor Bakanlığı Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı (ÜNİDES) kapsamında desteklenen "Uluslararası İlişkiler Zirvesi" düzenlendi. Zirvede, duayen diplomatlar tecrübelerini paylaşırken; dijital diplomasiden yapay zekâya, siber güvenlikten küresel adalet arayışına kadar geleceğin dış politika vizyonu masaya yatırıldı. Gençlerin Sosyal Sermayesi Ülkenin Geleceğidir Programın açılışında konuşan İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, ÜNİDES projelerinin gençlerin sosyal sermayesini ve koordinasyon becerilerini geliştirdiğini vurguladı. Hayata geçirilen projelerin gençlerin tarihsel hafızasını güçlendirerek küresel konjonktürde etkili birer aktör haline getirdiğine değinen Prof. Dr. Köse, "ÜNİDES sayesinde topluluklarımız fikirlerini çıktıya dönüştürebiliyor; planlama, uygulama ve değerlendirme aşamalarında stratejik bir bakış kazanıyorlar. Bu süreç, öğrencilerimizin sosyal sorumluluk sahibi, ekip çalışmasına yatkın ve koordinasyon becerisi yüksek bireyler olarak yetişmesine katkı sağlıyor. Tüm aşamalarda farklı disiplinlerle etkileşim, koordinasyon becerisi, kültürel faaliyetlere ve sosyal projelere yönelik farkındalık gibi niteliklerle de donanıyorlar. Bugün de bu projelerden biri kapsamında bir araya gelmiş bulunuyoruz ve çağımızın en stratejik konularından birini ele alıyoruz. Geleceğin diplomatlarını, akademisyenlerini, stratejistlerini, karar alıcılarını ve kanaat önderlerini deneyimli diplomatlarla bir araya getiriyoruz. Gençlerimizin tarihsel hafızaya sahip, dünyayı doğru okuyabilen ve iletişim becerileri güçlü bireyler olarak yetişmesi, bizi dünya konjonktürü içerisinde daha güçlü kılacaktır ” dedi. Diplomaside "Nezaket ve Zarafet" Vurgusu Küresel siyasetin karmaşık yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Saffet Köse, diplomatik ilişkilerin ahlaki bir zeminde yürütülmesinin önemine değindi. Günümüzde savaşlar, enerji krizleri ve dijital dönüşümün etkisiyle sarsılan dünyada, devletler arası ilişkilerin bir kuralı olması gerektiğini belirten Rektör Prof. Dr. Köse, " Ulusların ilişkilerinin karmaşık bir yapıya büründüğü, deyim yerindeyse saraydan devlet başkanlarının kaçırıldığı bir dönemde diplomatik ilişkilerin nezaket çerçevesinde yürütülmesi son derece kıymetli. Zarafet hususunun ve nezaket çerçevesinin altını çizmek isterim. İnsanlığın ortak vicdanının, küresel adalet arayışının, barış idealinin ve medeniyet tasavvurunun da merkezinde esasen nezaket ve zarafet yer alıyor. İçinde yaşadığımız ve savaşların, göç hareketlerinin, enerji krizlerinin, iklim değişikliğinin, dijital dönüşümün ve bilgi savaşlarının hâkim olduğu bu dünya devletleri arası ilişkilerin bir kuralının ve ahlakının olmasını zorunlu kılmaktadır. Uluslararası ilişkiler, iki devletin ilişkisinin çok ötesinde bir boyuta sahip ve bizim geçmişteki bu anlayışı yaşatma mecburiyetimiz var. Sadece siyaset bilimi bilmek yetmez; gençlerimizin artık enerji jeopolitiğinden dijital diplomasiye, iklim değişikliğinden gıda güvenliğine kadar geniş bir yelpazede uzmanlaşması gerekir. Dezenformasyonun hâkim olduğu bir çağda Geleceğin diplomatları ve stratejistleri "bilgi savaşlarına" karşı uyanık olmalı, zihinlerinde tarihsel bir bilinç, kalplerinde küresel adalet arayışı ve dillerinde barışın zarafetiyle yola çıkmalıdır. İKÇÜ’deki bu zirve gibi platformlar, gençlerin bu ağır ama onurlu sorumluluğu omuzlamaları için atılmış en somut adımlardan biridir. Türkiye’nin geleceği, dünyayı sadece izleyen değil, dünyanın gidişatına "adalet" mührünü vuran bir neslin ellerinde yükselecektir” ifadelerini kullandı. Kaba Kuvvete Karşı Küresel İş Birliği Şart Uluslararası İlişkiler Zirvesi’nde konuşan Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, küresel sistemdeki krizlere dikkat çekerek gençlere seslendi: “Savaşlar bile diplomasi masasında sona erer.” Günümüz dünyasının geçtiği sancılı değişim sürecini ve Türkiye’nin bu süreçteki kilit rolünü analiz eden Büyükelçi, dünyanın siyasi, ekonomik ve teknolojik anlamda kapsamlı bir dönüşümden geçtiğini belirtti. Mevcut tabloyu "karanlık" olarak nitelendiren Büyükelçi Kebapçıoğlu, "Hukukun yerine kaba kuvvetin, barışın yerine neredeyse savaşın geçtiği bir dünya oluşuyor. Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, Gazze’de yaşananlar, Afrika ve Ortadoğu’daki çatışmalar sanki dünyayı bir alev topuna çevirmiş durumda. Küresel iletişim mekanizmalarının yetersizliği ve uluslararası örgütlerin uğradığı itibar kaybı, özellikle çatışma bölgelerinde insanlık krizlerini derinleştiriyor. Barış, iş birliği ve küresel diplomasinin 'okulu' olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın, bugünün anlaşmazlıklarını çözme noktasında etkili olduğunu söylemek maalesef pek mümkün değil. Herkes bu durumu eleştiriyor ancak çözüm için küresel bir iş birliği şart. İşte bu yüzden Türkiye, BM ve Güvenlik Konseyi’nin küresel barışa göre reforme edilmesi için mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir" ifadelerini kullandı. Temel Güç, Siz Gençlerin Vizyonu ve Enerjisidir Teknolojik gelişmelerin hızı karşısında diplomasinin de kabuk değiştirdiğini ifade eden Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, yapay zekâ ve kuantum teknolojilerinin artık dış politikanın ana gündem maddeleri olduğunu belirtti. Dünyadaki bilginin her 5 günde bir 2 bin kat arttığını, gençlerin bu baş döndürücü hıza uyum sağlama yeteneğinin Türkiye için büyük bir şans olduğunu dile getiren Büyükelçi Kebapçıoğlu, gençlere olan güvenini vurgulayarak sözlerini tamamladı. "Oldukça karanlık bir tablo çizdiğimin farkındayım ama umutsuz değilim; çünkü siz varsınız. Dünyamızı, insanlığı ve doğayı yeniden barış içinde yaşanabilir hale getirecek olan temel güç, siz gençlerin vizyonu ve enerjisidir. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 'Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır' sözünü hiçbir zaman unutmamalıyız; bizlere umutsuzluk yakışmaz. Dünyanın pek çok farklı coğrafyasında görev yapmış bir diplomat olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; diplomasinin uzun vadede çözemeyeceği hiçbir sorun yoktur. En şiddetli savaşlar bile en sonunda diplomasi masasında, güçlü aktörler tarafından sona erdirilir. Savaşları başlatan hırslar olsa da, onları nihayete erdirecek olan sizler gibi donanımlı ve barışa inanan güçlü aktörlerin diplomasi masasındaki iradesi olacaktır." Yapay Zekâ ve Siber Diplomasi Yeni Odak Noktamız Zirvenin akademik çerçevesini çizen İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Ünal, günümüzde uluslararası ilişkiler disiplininin; hukuktan yapay zekâya, ekonomiden güvenliğe kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsadığını vurguladı. Çağımızın sorunlarını anlamak için disiplinlerarası bir bakış açısının zorunlu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ünal, zirve kapsamında gerçekleştirilecek dört ana oturuma dikkat çekti. Klasik diplomasiden siber diplomasiye, deniz ve insan hakları hukukundan yapay zekânın jeopolitik etkilerine kadar stratejik konuların ele alınacağını belirten Dekan Prof. Dr. Ünal, "Üniversiteler sadece bilgi aktaran değil, düşünce üreten ve tartışma kültürünü geliştiren entelektüel alanlardır. Gençlerimizin teorik bilgiyi analiz ve eleştirel değerlendirme becerileriyle harmanlaması, geleceğin dünyasında onları bir adım öne çıkaracaktır. Dünyayı okuyabilen, karmaşık sorunlar karşısında stratejik çözümler üretebilen ve etik değerleri pusula edinen bireyler, ancak bu tür özgürlükçü ve üretken akademik ortamlarda yetişir. Gençlerin bu organizasyonlarda sorumluluk alması, onların sadece "geleceğe hazırlanmasını" değil, geleceği bizzat "inşa etmeye başlamasını" sağlar. Akademik zirveler ve projeler; öğrencinin ders kitabında okuduğu teorik bir stratejiyi, gerçek bir diplomatla tartışarak veya bir kriz simülasyonunda kullanarak "yaşayan bir deneyime" dönüştürmesini sağlar. Zirvemizin ilk oturumunda siber diplomasi ve yeni nesil araçları, ardından deniz ve insan hakları hukukunu, üçüncü olarak ise yapay zekânın küresel güç rekabetine etkilerini ele alıyoruz. Bu vesileyle zirvenin düzenlenmesinde emeği geçen Uluslararası İlişkiler Topluluğu öğrencilerimizi, danışman akademisyenlerimizi ve katkı sağlayan herkesi tebrik ediyorum. Aynı zamanda bugün burada bulunan tüm konuşmacılarımıza bilgi ve deneyimlerini öğrencilerimizle paylaşacakları için teşekkür ediyor; katılımcılarımızın bu zirveden yeni fikirler, yeni perspektifler ve güçlü akademik kazanımlarla ayrılmalarını temenni ediyorum” diye konuştu. Kurumsal Dayanışma ve Gençlik Vizyonu Zirvenin topluluk danışmanlığını yürüten İKÇÜ İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Didem Buhari, savaşların ve küresel krizlerin yaşandığı bu zorlu çağda gençlerin ortaya koyduğu vizyonun hayati önem taşıdığını vurguladı. Gençlerin diplomasiden yapay zekâya, hukuktan küreselleşmeye kadar geniş bir yelpazede sürece yön vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Buhari, zirvenin hayata geçirilmesindeki kurumsal dayanışmaya dikkat çekti. Zirveye destek olan başta Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu olmak üzere, İİBF Dekanı Prof. Dr. Sevtap Ünal, Bölüm Başkanı Prof. Dr. Eylem Özdemir ve üniversitenin tüm idari birimlerine teşekkürlerini sunan Buhari, "Savaşların kol gezdiği bu çağda, gençlerimizin bizlere katacağı vizyon ve küresel aktörlük yolundaki kararlılıkları en büyük motivasyon kaynağımızdır. Katılımcıların buradaki varlığı, bu akademik çabayı taçlandırmıştır" dedi. Zirvenin ev sahipliğini üstlenen İKÇÜ Uluslararası İlişkiler Topluluğu adına konuşan Topluluk Başkanı Arda Vardanilli ve proje koordinatörü olan yönetim kurulu üyesi İpek Doğusoy, 2025-2026 eğitim-öğretim yılının en kapsamlı etkinliğini hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını belirttiler. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ÜNİDES desteğiyle projelerini çıktıya dönüştürme fırsatı bulduklarını, proje yazım sürecinden uygulama aşamasına kadar büyük bir özveriyle çalıştıklarını belirten topluluk temsilcileri; başta danışmanları Prof. Dr. Didem Buhari olmak üzere, proje ekibinde yer alan Fecri Ergin, Melike Demiroğlu ve tüm koordinasyon ekibine teşekkürlerini ilettiler. Duayen Diplomattan Gençlere Stratejik Reçete Protokol konuşmalarının ardından zirvenin ilk oturumuna geçildi. Oturum başkanlığını İKÇÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve Avrupa Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Sedef Eylemer’in üstlendiği "Diplomasi" başlığıyla gerçekleştirilen oturumda, Emekli Büyükelçi Ümit Yalçın, sahip olduğu derin diplomatik tecrübeleri genç diplomat adaylarıyla paylaştı. "Diplomasi En Düşük Maliyetli Barış Yöntemidir" Konuşmasına diplomasinin tarihsel evrimine değinerek başlayan Ümit Yalçın; iletişimin, çıkarları korumanın ve temsilin bir ihtiyaç olarak insanlık tarihiyle başladığını vurguladı. Savaşın maliyetine kıyasla diplomasinin en ekonomik çözüm yolu olduğunu belirten Yalçın, "Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, müzakere masasında bir insanın bakışındaki samimiyeti, zekayı ve stratejik esnekliği yapay zekâya devredemezsiniz. Post-modern bir diplomasiye evrileceğiz, siber alanı kullanacağız ama diplomatın varlığı her zaman baki kalacaktır" dedi. Türkiye, Dünyanın En Büyük 3. Diplomatik Ağı Bulunan Ülke Türkiye’nin dış politikadaki erişim gücüne dair veriler paylaşan Yalçın, Türkiye’nin Çin ve ABD’nin ardından 264 temsilcilikle dünyada en fazla temsilciliği bulunan 3. ülke konumuna yükseldiğini, Afrika’nın 44 ülkesinde dalgalanan Türk bayrağının, ülkemizin yumuşak gücünün ve ticari ağının en büyük teminatı olduğunu hatırlattı Stratejik Hamleler: Brexit ve Londra-Ankara Hattı Soru-cevap bölümünde Londra Büyükelçiliği dönemindeki Brexit sürecine değinen Yalçın, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) önemini tarihî anekdotları ile gençlerle paylaştı. Yalçın, "Birleşik Krallık AB'den ayrıldığı gecenin sabahında, Türkiye ile Serbest Ticaret Anlaşması devreye girdi. Bu, İngiltere’nin ayrılık sonrası imzaladığı ilk anlaşmaydı. Hiçbir aksama yaşanmadan ihracatçımızın önünü açan bu süreç, Türk dışişleri ve ticaret diplomasisinin sessiz ama devasa bir başarısıdır." Yalçın ayrıca, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son Londra ziyaretindeki "Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi"nin önemine değinerek; iki ülkenin AB dışından Avrupa güvenliğine ve Transatlantik ilişkilerine güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. "2x2=5 Dediklerinde Çözüm Üretmektir Diplomasi" Diplomatın devlet terbiyesini ve uygulama tekniğini çarpıcı bir örnekle anlatan Yalçın: “Diplomat, hükümetin belirlediği kulvarda yürür. Size '2x2=4 ama git bunu karşı tarafa 5 olarak kabul ettir' dediklerinde, tecrübeniz ve ikna kabiliyetinizle o sonucu zarafetle almanız gerekir. Diplomasi masaya vurmak değil, karşıdakini nezaketle ikna etme sanatıdır." G20 ve Uluslararası Örgütlerde Siyasi Kurgu Uluslararası örgütlerin yapısına dair soruları yanıtlayan Yalçın, G20 gibi oluşumlarda sadece ekonomik kriterlerin değil, küresel konjonktürde de belirleyici olduğunu ifade etti. Hollanda örneği üzerinden giderek, küresel grupların her zaman matematiksel değil, stratejik ve siyasi tercihlerle şekillendiğinin altını çizen Büyükelçi Yalçın "Hollanda neden G20’de yok da Güney Afrika var? Veya Macaristan neden AB’de? Bunlar teknik verilerden ziyade siyasi tercihlerdir. G20, belirli ekonomik büyüklüklere hitap etse de nihayetinde dönemsel ve siyasi bir kurgudur." Programa katkı veren katılımcılara teşekkür belgelerinin de takdim edildiği zirve, uluslararası ilişkilerin yeni cephelerini mercek altına alan diğer panel oturumlarıyla devam etti. Siber diplomasiden insan hakları hukukuna kadar güncel başlıkların ele alındığı diğer panel oturumları ile devam eden program öğrencilere kapsamlı bir perspektif sundu. -
12.05.2026
Kurumsal Akreditasyon Ara Değerlendirme Heyecanı
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), kalite odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda önemli bir eşiği daha geride bırakmaya hazırlanıyor. Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yürütülen 2026 Yılı Kurumsal Akreditasyon Programı (KAP) Ara Değerlendirme süreci kapsamında, YÖKAK tarafından görevlendirilen değerlendirme takımı 7-10 Haziran tarihleri arasında üniversiteyi ziyaret edecek. 2023 yılında Kurumsal Akreditasyon Programı’na dâhil olan ve bu süreci başarıyla tamamlayarak iki yıl süreyle akreditasyon almaya hak kazanan İKÇÜ, mevcut başarı grafiğini sürdürülebilir kılmak amacıyla hazırlıklarını titizlikle sürdürüyor. Hazırlık çalışmaları kapsamında, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş başkanlığında düzenlenen “İzleme ve Değerlendirme Toplantısı”na; Kalite Koordinatörü Doç. Dr. Funda İfakat Tengiz, dekanlar, enstitü ve yüksekokul müdürleri, daire başkanları ile akademik ve idari birimlerin kalite temsilcileri katıldı. Toplantıda, 2023 yılında elde edilen başarının ardından, akreditasyon süresinin 5 yıla (tam akreditasyon) tamamlanması için izlenecek stratejiler ele alındı. Açılışta konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, kalite güvence sistemini "canlı bir dinamik" olarak tanımlayarak, sürecin bir kurum kültürü haline geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Akbaş, “Zaman çok çabuk geçiyor; 2 yıllık süreci başarıyla geride bıraktık ve şimdi ara değerlendirme zamanı geldi. Program akreditasyon sayılarımızın artması ve birimlerimizdeki kalite farkındalığının yükselmesi, bu sürece ne kadar hazır olduğumuzun bir göstergesidir” dedi. Her Değerlendirme Özel Bir Hazırlık Gerektirir Ara değerlendirme sürecinin doğası gereği titiz bir çalışma gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Akbaş, kalite çalışmalarının sadece teknik bir süreç olmadığını vurgulayarak içselleştirme odaklı yol alınmasına işaret etti. Prof. Dr. Akbaş, “Değerlendirmelerin her biri özel hazırlık gerektiriyor. Biz hazırlıklarımızı büyük ölçüde tamamladık. Kalite Koordinatörlüğümüz, komisyonumuz ve birim ekiplerimiz bugüne kadar istikrarlı bir çalışma yürüttü. Ancak unutmamalıyız ki ne kadar iyi olursak olalım, her sınavın kendine has özellikleri vardır ve özel bir hazırlık gerektirir. Mekanizmalarımızın nasıl işlediğini yeniden gözden geçirmek ve kurumsal farkındalığımızı en üst seviyeye çıkarmak zorundayız. Kalite güvence sistemi, sadece belirli periyotlarda hatırlanan bir dosya hazırlama süreci değil; eğitimden araştırmaya, idari süreçlerden öğrenci memnuniyetine kadar her alanda içselleştirmemiz gereken bir kültürdür. Bu kültür, en küçük birimimizden en üst yönetimimize kadar aynı kararlılıkla sahiplenildiği ölçüde kurumsal düzeyde bir anlam kazanacaktır. Bizim asıl başarımız, kaliteyi birimlerimizin rutin işleyişi içerisinde doğal bir akışı haline getirebilmektir. Kurumsal akreditasyon da bu kültürel dönüşümün en somut tescilidir” diye konuştu. Değerlendirme Tarihi: 7-10 Haziran YÖKAK heyetinin ziyaret tarihlerinin final sınavları dönemine rastladığına dikkat çeken Prof. Dr. Akbaş, bu sürecin yönetiminde hassasiyet beklediklerini ifade etti. Acil olmayan izin ve görevlendirmelerin ertelenmesi gerektiğini hatırlatan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Akbaş, “Enerjimizi bu tarihlerde tamamen akreditasyon sürecine yoğunlaştırmalıyız. Saha ziyaretleri sırasında sınav veya benzeri mazeretlerin değerlendirme sürecine olumsuz yansımaması için tüm birimlerimizin süreci hassasiyetle takip etmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu. Gelecek Vizyonu: 3 Yıl Daha Ekleyerek Tam Akreditasyon İKÇÜ’nün kalite yolculuğundaki temel hedefin üniversiteyi her zaman bir adım ileriye taşımak olduğunu belirten Rektör Yardımcısı Akbaş, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:"Ara değerlendirme sonucunda mevcut akreditasyonumuza 3 yıl daha ekleyerek tam akreditasyon hedefine ulaşmak istiyoruz. Bu başarı, İKÇÜ’nün eğitimde kalite standartlarını uluslararası düzeye taşıma kararlılığının bir tescili olacaktır. Bu, üniversitemizi bir adım daha ileriye götürecek temel vizyonumuzdur. Sürecin yürütülmesini en başından itibaren titizlikle takip eden, İKÇÜ’nün bu stratejik amacına ulaşmasında katkıları olan değerli akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum.” Her Yıl Yeni Başarı Hikâyeleri Kalite yolculuğundaki tam akreditasyon hedefini vurgulayan Kalite Koordinatörü Doç. Dr. Funda İfakat Tengiz ise İKÇÜ’nün kaliteye bakış açısı ve kurumsal kararlılığının somut çıktısının akredite edilen program sayılarındaki artış olduğunu aktardı. Doç. Dr. Tengiz, “Kalite, üst yönetimimizin liderliğinde, Kalite Koordinatörlüğümüz, komisyonlarımız ve tüm birimlerimizin eş güdümüyle yürütülen yaşayan bir sistemdir. Temel dayanağımız olan PUKÖ (Planla, Uygula, Kontrol Et, Önlem Al) döngüsünü, YÖKAK’ın liderlik, eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve toplumsal katkıdan oluşan dört temel alanında eksiksiz işletiyoruz. Akredite program sayımızdaki istikrarlı artış, üniversitemiz genelinde toplam akredite program sayımızın 15’e ulaşmış olması bizler için çok önemli göstergeler. Her yeni akredite program, sadece o bölümün değil, tüm üniversitemizin başarı grafiğini yukarı taşımakta; tam akreditasyon hedefimize giden yolda bizlere rehberlik etmektedir. Üniversitemizin anayasası niteliğindeki 2025-2029 Stratejik Planımız, tüm paydaşlarımızın ortak aklı ve vizyonuyla şekillendi. Bu plan doğrultusunda güncellediğimiz kalite politika belgelerimiz, attığımız her adımın rehberidir. Birimlerimizin gerçekleştirdiği her faaliyetin dokümante edilmesi, kanıtlandırılması ve iyileştirme süreçlerine dâhil edilmesi, tam akreditasyona giden yolda en büyük gücümüzdür. 2025-2029 dönemini kapsayan 'Sürekli İyileştirme Planımız', dinamik yapısıyla her yıl yeni başarı hikâyeleriyle zenginleşmeye devam etmektedir. 'Yönetimin Gözden Geçirmesi' (YGG) toplantılarında alınan kararların sahadaki yansımalarını titizlikle takip ediyoruz. Kurumsal İç Değerlendirme Raporu (KİDR) ve birim iç değerlendirme raporlarımız, bu sürecin aynasıdır" diye konuştu. Konuşmasını yoğun çalışma temposunda emeği geçen tüm personele teşekkür ederek tamamlayan Doç. Dr. Tengiz, "Bu yoğun çalışma süreci, İKÇÜ’nün topluma ve öğrencilerine olan kalite sözüdür. İnanıyorum ki bu ortak çaba, üniversitemizi hak ettiği tam akreditasyon başarısına ulaştıracaktır. Bu süreçte emeği geçen, kaliteyi bir görevden öte bir sorumluluk olarak gören tüm akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum" dedi. -
12.05.2026
Hemşirelik Haftası Vizyonu: “Güçlendirilmiş Hemşireler Hayat Kurtarır”
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü, 12-18 Mayıs Hemşirelik Haftası kapsamında geniş katılımlı bir kutlama programı düzenledi. Hemşirelik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hatice Yıldırım Sarı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen etkinliğe; Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Özer Kaya, akademisyenler ve çok sayıda öğrenci hemşire katıldı. Bilginin Merhametle Kenetlendiği Kadim Meslek Programın açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, hemşireliği teknik bir hizmetin ötesine taşıyarak evrensel etik, merhamet ve insan onuru ekseninde değerlendirdi. Modern dünyanın dijitalleşen yüzüne karşı hemşireliğin “insan kalbine dokunan” vazgeçilmez bir kale olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Köse, hemşireliğin merhametle icra edildiğinde "ibadet" hüviyetine bürünen bir meslek olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Köse, “Hemşirelik mesleği sağlık sisteminin ve toplumsal vicdanın en önemli temsil alanlarından biridir. Merhametin timsalidir ve merhametin olmadığı yerde gerçek anlamda bir tedaviden, ahlakın olmadığı yerde ise gerçek bir hizmetten söz etmek mümkün değildir gerçeğini özellikle ifade etmek isterim. Bugün teknolojinin her alanda hâkim olduğu dünyada şefkat ve merhametin daha da önemli hale geldiğini görüyoruz. Hemşirelik mesleğini değerli kılan en temel unsur bire bir ve yüz yüze icra edilmesidir ve teknik ya da teknolojinin ötesinde cana dokunmayla kıymet kazanır. İnsanı merkeze alan ahlaki ve vicdani yaklaşım da burada devreye girer. Sizler iyi bir meslek icrasının yanında, insanın kalbine de dokunan kişiler olmalısınız” dedi. İyiliğin Kurumsallaşmış Halidir Pandemi ve deprem gibi kriz dönemlerinde hemşirelerin rollerinin hayatiyetini bir kez daha kanıtladığını belirten Prof. Dr. Köse, hastasına umut olan her hemşirenin insanlığın ortak değerlerini yaşattığını kaydetti. Rektör Prof. Dr. Köse, “Hemşirelik, iyiliğin kurumsallaşmış hâlidir. Hemşirelik insanların en zor zamanlarında ona umut olmanın ve merhamet göstermenin adıdır. İnsan yaşamının en zor deneyimlerinde hayata tutunduran, vicdani ve ahlaki bir sorumluluğu ile şifaya aracılık bir meslektir ve en eski mesleklerden biridir. Son yıllarda yaşanan salgınlar, afetler ve insani krizler bize bir kez daha göstermiştir ki hemşireler toplumun vicdanını ayakta tutan iyilik neferleridir. Kendi yorgunluğunu geri plana iterek hastasına umut olmaya çalışan her hemşire, insanlığın ortak değerlerini yaşatmaktadır. Hemşirelerimizin emeklerini, fedakârlıklarını ve zor dönemlerde milletimize sundukları büyük katkılar için buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Bu anlamlı hafta vesilesiyle başta görevlerini büyük bir özveriyle sürdüren hemşirelerimiz olmak üzere, hemşirelik eğitimine katkı sağlayan tüm akademisyenlerimize ve sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyor; insan hayatını korumayı en büyük sorumluluk bilen tüm sağlık kahramanlarımızı saygı ve minnetle selamlıyorum” diyerek insan hayatını korumayı en kutsal sorumluluk bilen tüm "sağlık kahramanlarını" saygı ve minnetle selamlayarak konuşmasını tamamladı. Güçlü Hemşire, Güçlü Toplum, Sürdürülebilir Gelecek Uluslararası Hemşirelik Konseyi’nin (ICN) 2026 yılı teması olan “Güçlendirilmiş Hemşireler Hayat Kurtarır” vurgusuna dikkat çeken Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Özer Kaya ise konuşmasında, hemşireliğin artık sadece klinik bakım değil, ekonomik kalkınma ve sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği için stratejik bir değer taşıdığını kaydetti. Hemşireliği "bilgi kadar vicdan, teknoloji kadar şefkat gerektiren bir disiplin" olarak tanımlayan Dekan Prof. Dr. Kaya, Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak günümüzün teknolojik dönüşümüne uyum sağlayabilen ancak etik değerlerden kopmayan bir eğitimle öğrencilerini mesleğe uğurladıklarını belirtti. Prof. Dr. Kaya, “Uluslararası Hemşirelik Topluluğu'nu temsil eden International Council of Nurses tarafından belirlenen 2026 yılı teması hemşirelerimiz güçlendirilmiş hemşireler hayat kurtarır başlığını taşımaktadır. Bu tema hemşirelik hizmetlerinin yalnızca klinik bakım boyutuyla değil sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği, toplumsal vefanın korunması ve ekonomik kalkınma desteklenmesi açısından da stratejik bir değer taşımaktadır. Rektörümüzün de ifade ettiği gibi; hemşirelik, “iyiliğin kurumsallaşmış halidir.” Bilgi ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bir hemşirenin sunduğu şefkat ve "cana dokunma" eylemi, toplumsal vicdanı ayakta tutan yegâne unsurdur. Modern sağlık sistemleri bugün demografik değişimler ve küresel krizlerle test ediliyor. Bu karmaşık sistemde hemşire, bakımın sürekliliğini sağlayan ana eksendir. Hemşireyi güçlendirmek; sağlık sistemini ekonomik ve işlevsel olarak sürdürülebilir kılmak demektir. Bizler, üniversite olarak sadece yetkin profesyoneller değil; ahlakı merhametle, teknolojiyi insan onuruyla harmanlayan şifa aracıları yetiştirmeyi gaye ediniyoruz. İnanıyoruz ki güçlü bir hemşirelik eğitimi kaliteli sağlık hizmetlerinin, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin ve sağlıklı toplumların vazgeçilmez önkoşuludur. İnsan yaşamına doğrudan dokunan bu meslek, bilgi kadar vicdan, teknoloji kadar insanlık ve şefkat gerektirmektedir. Unutmayınız ki; sizler bir hastanın umudu, bir yakının tesellisi ve toplumsal refahın stratejik değerisiniz. Taşıdığınız üniforma sadece bir giysi değil; sabrın, bilginin ve insanlığın ortak değerlerinin temsilidir. Bu anlamlı hafta vesilesiyle, eğitimi bir meşale gibi taşıyan akademisyenlerimize, sahada devleşen meslektaşlarımıza ve bu yola gönül veren siz gençlerimize şükranlarımı sunuyorum. Güçlü eğitimle, güçlü hemşirelerle ve her daim diri tutacağımız merhametimizle; daha sağlıklı bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz. Hepinizin Hemşirelik Haftası kutlu olsun” ifadelerini kullandı. Bilimsel Gerçek: Hemşire Sayısı Mortaliteyi Belirliyor Programın ev sahibi Prof. Dr. Hatice Yıldırım Sarı, konuşmasında hemşirelik mesleğini sadece vicdani bir sorumluluk olarak değil, sağlık sisteminin en hayati "güvenlik katmanı" olarak tanımladı. Uluslararası Hemşireler Konseyi’nin (ICN) "Güçlendirilmiş Hemşireler Hayat Kurtarır" mesajının bilimsel bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sarı, hemşire iş gücü kapasitesi ile hasta mortalite oranları arasındaki doğrusal korelasyona dikkat çekti. Prof. Dr. Sarı, "Hemşirelik, şefkati bilimsel kanıtla; merhameti ise tıbbi protokolle birleştiren eşsiz bir disiplindir. Eğer toplum sağlığını geliştirmeyi hedefliyorsak, hemşirelik iş gücünü hem sayısal hem de niteliksel olarak güçlendirmek, küresel sağlık politikalarımızın değişmez gündemi olmalıdır. Bilimsel kanıtlar net bir şekilde gösteriyor ki; bir hemşirenin üstlendiği hasta sayısı belirli bir eşiğin üzerine çıktığında, her ek hasta için hastanede ölüm olasılığı artmaktadır. Bu durum, hemşire sayısının bir istatistik değil, doğrudan bir yaşam hakkı meselesi olduğunu kanıtlamaktadır. Nitelikli ve rasyonel bir iş yüküyle çalışan bir hemşire, sistemin en yüksek verimlilikle çalışmasını sağlayan stratejik bir yatırımdır Bilimsel kanıtlar ışığında diyoruz ki: Güçlendirilmiş hemşire, güvenli sistem demektir. Sağlıklı bir toplumun inşası, hemşirelik mesleğinin bilimsel değerinin takdir edilmesi ve çalışma koşullarının bu akademik gerçekler ışığında optimize edilmesiyle mümkündür" dedi. Nitelikli Eğitim, Güvenli Gelecek Türkiye’deki hemşire sayısının 1993’ten bu yana 100 bin kişide 93,7’den 292,1’e yükseldiğini ancak halen OECD ortalamasının altında kalındığını belirten Prof. Dr. Sarı, nicelik kadar niteliğin de hayati önem taşıdığını ifade etti. Hemşireliğin karmaşık vaka yönetimi gerektiren akademik bir disiplin olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sarı, " Hemşirelik sadece talimatları uygulayan değil; süreci yöneten, değerlendiren ve hastanın haklarını savunan profesyonel bir kimliktir. Lisans eğitimli hemşire oranı arttığında, hastane kaynaklı enfeksiyonlar, ilaç hataları ve mortalite oranları anlamlı derecede düşmektedir. Hemşirelik iş gücümüz olağanüstü genç ve sizler de geleceğin en parlak halkasısınız. Sizler, geleceğin sağlık sistemlerinde sadece bakım sunanlar değil; veri yöneten, sistem analizi yapan ve hasta güvenliği politikalarını şekillendiren sağlık liderleri olacaksınız. Elinizdeki veriler ve aldığınız akademik eğitim, insan hayatını korumadaki en büyük gücünüzdür. Unutmayınız ki; rasyonel bir iş yükü altında çalışan, eğitimiyle donanmış bir hemşire, bir hastanenin sahip olabileceği en gelişmiş teknolojiden daha fazla hayat kurtarma potansiyeline sahiptir. Bilimin ve vicdanın ışığında ilerleyen tüm hemşirelerimizin ve adaylarımızın Hemşirelik Haftası'nı kutluyorum” ifadelerini kullandı. Ödüller, Paneller ve Mezun Buluşması Resmî törenin ardından program, “Hemşireliğe Senin Gözünden Bakıyoruz” temalı kısa video yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödüllerinin takdim edilmesiyle devam etti. Sınıflar arası düzenlenen futbol ve voleybol turnuvalarında başarı gösteren takımların ödüllendirildiği törende, ayrıca Toplumsal Duyarlılık Projeleri kapsamında 8 farklı farkındalık projesine imza atan öğrenciler ve danışman hocalarına teşekkür belgeleri verildi. Etkinlik, Doç. Dr. Berna Nilgün Özgürsoy Uran ve Uzman Hemşire Tansel Çalık’ın oturum başkanlığını yürüttüğü “Hemşireliğe Bakış” paneli ile devam etti. Panelde, mesleğin yönetimsel, akademik ve klinik boyutları küresel standartlar ışığında tartışıldı. Etkinlikte, öğrencilerin bilimsel araştırma kültürüne olan katkıları özel bir yer buldu. Mesleki eğitimlerini bilimsel çalışmalarla güçlendiren öğrencilerin hazırladığı TÜBİTAK 2209 Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri sunumları ilgiyle takip edildi. İKÇÜ Hemşirelik Haftası kutlamaları, kurumsal aidiyetin ve kuşaklar arası tecrübe aktarımının simgesi haline gelen, geleneksel “4. Mezun Buluşması” ile başarıyla sona erdi. -
07.05.2026
Kadim Mirasa Genç Dokunuş
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), Vakıflar Haftası kapsamında düzenlenen özel bir programla kadim vakıf medeniyetinin önemini ele aldı. Akademik perspektif ile öğrenci vizyonunu buluşturan etkinlikte, vakıf kültürünün bir "zarafet ve vicdan mirası" olduğu vurgulandı. Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı (SKS) bünyesindeki Vakıf Kültürü Topluluğu üyesi öğrenciler tarafından düzenlenen etkinlikte; akademik perspektif, gençlerin vizyonu ve somut projeler bir araya geldi. Etkinliğe, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Doğan, İzmir Vakıflar Bölge Müdür Yardımcısı Musa Özgür Tunalı, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı Doç. Dr. Yeliz Doğru, Vakıf Kültürü Topluluğu Başkanı Emre Elmacı, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Kılcal Damarlara Ulaşan Merhamet İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Vakıflar Haftası açılış programında yaptığı konuşmada, vakıf geleneğinin bir "sosyal hizmet" zorunluluğundan ziyade bir "zarafet ve vicdan" mirası olduğunu vurguladı. Türk-İslam medeniyetinde vakıf kültürünün toplumsal dayanışmadaki hayati rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Batı literatüründeki "sosyal hizmet" kavramının oldukça geç geliştiğini hatırlatarak; Anadolu coğrafyasında bu hizmetin binlerce yıldır vakıflar aracılığıyla devlet geleneğinin bir parçası olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Bulduklu, “Vakıflar, toplumsal dayanışmayı bir bürokrasi meselesi olmaktan çıkarıp bir gönül işine dönüştürmüştür. Devletin ulaşamadığı kılcal damarlara vakıflar girmiş; eğitimden sağlığa, aşevlerinden kütüphanelere kadar hayatın her alanını katkıda bulunmuştur. Vakıf kültürü, Türk-İslam medeniyetinin sadece bir "yardımlaşma kurumu" değil, aynı zamanda hayata bakış açısını belirleyen estetik ve ahlaki bir zirvedir. Bu kadim mirasın temelinde yatan en önemli unsur fikrin zarafetidir. Batı dünyasında sosyal devlet ve sosyal hizmet kavramları, sanayi devrimi sonrası doğan krizleri çözmek adına "mecburiyetten" ve oldukça geç gelişmiş kurumlardır. Oysa bizim medeniyetimizde sosyal hizmet, bir mecburiyetten ziyade devlet olmanın asli geleneğidir. Dayanışma, resmi evrakların soğukluğunda değil, vakıf eserlerinin samimiyetinde şekillenmiştir. Devletin merkezden ulaşamadığı en ücra noktalara, bir vakıf insanı el uzatmış; eğitimi, sağlığı ve kütüphaneyi hayatın doğal bir parçası haline getirmiştir” dedi. Sürdürülebilirliğin Kadim Kodu Medeniyetin asli unsuru olarak Türk - İslam geleneğindeki vakıf kurumunun köklü yapısının sadece insanı merkeze alan dar bir hümanizmle sınırlı olmadığını, "Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek" düsturuyla şekillendiğini aktaran Prof. Dr. Yasin Bulduklu; sadece insanı değil, tüm canlıları ve çevreyi önceleyen bir bakış açısına sahip olan bu kültürel kodun, bugünün "sürdürülebilirlik" ve "çevre koruma" kavramlarını yüzyıllar öncesinden hayata geçirmiş hali olduğunu söyledi. Prof. Dr. Bulduklu, “Göç yollarındaki leylekleri düşünen, kışın aç kalan kurtları besleyen vakıflar, hizmet erbabının kırdığı eşyayı tazmin ederek çalışanın onurunu koruyan vakıflara kadar uzanan muazzam bir zarafet geçmişine sahibiz. Bu sadece bir yardım faaliyeti değil, toplumsal bir psikoterapi ve fikrin zarafetidir. Bu bakış açısı ekolojik bir bilinci binlerce yıl öncesinden inşa etmiştir. Nesnelerden insanlara, hayvanlardan doğaya kadar uzanan bu koruma kalkanı, aslında bugünkü sürdürülebilirlik tartışmalarının çok daha zarif ve köklü bir karşılığıdır” diye konuştu. Para Değil, Zarafet ve Vicdan Bağışlamak İKÇÜ olarak bu bilinci gelecek nesillere aktarmayı bir borç bildiklerini söyleyen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, kurumsallaşmış bir merhamet hareketi olan vakıfların yaşatılmasının sadece bir görev değil, aynı zamanda medeniyetimize karşı bir sorumluluk olduğunun altını çizdi. Somut kültürel mirasın korunması noktasındaki eksikliklere de değinen Prof. Dr. Bulduklu, “Vakıf kültürü; sadece para bağışlamak değil, zarafet ve vicdan bağışlamaktır. Bugünün betonlaşan ve dijitalleşen dünyasında en büyük sığınağımız bu zarafet fikridir. Bu coğrafyada pek çok medeniyet inşa edilmiş ama çok azı bugüne gelebilmiş. Bir yerleşim yerine gidiyorsunuz, mimari bir yapının sadece duvarı kalmış. Orayı aslına uygun restore etmek yerine, önüne PVC pencereli betonarme bina yapmışlar. Bunu yapanlar da bizleriz. Avrupa’daki şehirlerin yüzyıllardır korunan dokusu, bir "aidiyet" bilincinin ürünüdür. Betonlaşan şehirlerin ve ruhsuzlaşan modern hayatın içinde, vakıf geleneğinin "zarafet temalı" hatırlatması en güvenli sığınağımız olmalıdır. Bu kadim geçmişe sahip çıkmak, bir tarih merakından öte, medeniyetimize karşı bir sorumluluktur. Gençlerimizden en büyük beklentimiz bu zarafete sahip çıkması, yarının şehirlerini, sanatını ve toplumsal ilişkilerini bu köklü mirastan aldığı ilhamla kurması, vakıf geleneğini sadece bir "tarih dersi" olarak değil, modern dünyaya uyarlanacak bir "gelecek vizyonu" olarak görmesidir. Gençlerimizin bu işe sahip çıkması, geleceğimizi insanca inşa etmemizin tek yoludur. Üniversitelerdeki öğrenci toplulukları ve paydaşlarla yürütülen projelerle bu gibi organizasyonlarla bu kültürün canlı tutulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü dününü unutanlar, yarını hayal edemezler” dedi. "Öncülerin Topluluğu" Gençler Görev Başında Programda konuşan "Öncülerin topluluğu" olarak yalnızca bir öğrenci oluşumu değil, fikir üreten ve değer inşa eden bir yapı olduklarını ifade eden Vakıf Kültürü Topluluğu Başkanı Emre Elmacı, gençlerin geçmiş ile gelecek arasında kuracağı köprünün stratejik bir sorumluluk olduğunu aktardı. Bu yıl ki temalarını "Vakıf Medeniyeti: Mimari ve Zarafet" olarak belirlediklerini, 1048'den bu yana şekillenen bu geleneği günümüzün sosyal ihtiyaçlarına çözüm üreten bir sistem olarak yeniden yorumladıklarını söyleyen topluluk başkanı Elmacı, etkinliklerinin somut projelerle hayat bulmasından memnuniyet duyduklarını kaydetti. Elmacı, programın içeriğine dair şu bilgileri paylaştı: " Vakıf sadece geçmişten kalan bir miras değil, geleceğe bırakılacak en güçlü imzadır. Bizler yalnızca bugünü değil, yarını inşa etme iddiasıyla yola çıktık. Medeniyetimizin ruhunu yansıtan bu zarafet anlayışını korumak bizim için bir zorunluluktur. Üniversitemizin ‘Farkındayız, farklıyız’ sloganından ilham alarak; üniversitemizde bir öğrenci topluluğu tarafından ilk kez hayata geçirilen kütüphanenin açılışını gerçekleştiriyoruz. SKS koridorunda konumlandırılan bu alan, arkadaşlarımız için üretken bir ortam sunacak. Ayrıca vakıf kültürünü deneyimleyeceğimiz bir 'Vakıf Sokağı' oluşturduk, fotoğraf yarışması sergimizi açtık ve akademik panellerimizle bu kültürü tartışacağız. Vakıf kültürünü sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak görüyoruz. Biz gençler, omuzlarımızdaki köprü kurma sorumluluğunun bilincindeyiz” dedi. Vakfın Kökleri Uygurlara Dayanıyor Konuşmaların ardından Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Türk İslam Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersel Çağlıtütüncigil ’in Türk vakıf geleneğinin tarihsel derinliğini ve günümüzdeki yansımalarını ele aldığı “'Kültür Varlıklarının Korunmasında Vakıf Geleneğinin Rolü: Korunma, Yaşatma ve Süreklilik' başlıklı konferansına geçildi. Vakıf sisteminin yalnızca bir hayır işi değil, Türk medeniyetinin varlığını sürdürmesini sağlayan devasa bir ekonomik ve kültürel ekosistem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersel Çağlıtütüncigil, vakıf geleneğinin sanılanın aksine İslamiyet öncesi Uygurlara kadar uzandığını bilimsel verilerle ortaya koydu. Doğu Türkistan’daki mağaralarda bulunan 2.000 yıllık Uygurca vakfiye belgelerinin bugün Berlin Müzesi’nde sergilendiğini hatırlatan Çağlıtütüncigil; Türklerin kadim bir yardım ve bağış kültürüne (viharlar ve tapınaklar üzerinden) sahip olduğunu, bu sistemin Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu yoluyla Anadolu’ya ve Balkanlar’a ulaştığını ifade etti. Geleneğimizi Güncelleyemezsek, Kendi Mirasımızı Başkasından Tüketiriz Türk coğrafyasının Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan devasa bir arkeolojik hazine olduğunu belirten Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, bu zenginliğin uzun yıllar yabancı seyyah ve araştırmacıların tekelinde kaldığına dikkat çekti. Günümüzde ise bu mirası araştıracak akademik yetkinliğe ulaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, "Gelenek" ve "Güncellik" arasındaki bağın kopmaması gerektiğini şu sözlerle dile getirdi: "Eğer geleneğinizi güncelleyemiyorsanız sorun yaşıyorsunuz demektir. Bugün gittiğiniz devasa alışveriş merkezleri Osmanlı’daki Kapalıçarşı’nın, şehirlerarası yollardaki dinlenme tesisleri ise Selçuklu kervansaraylarının modern bir kopyasıdır. İşlevsel olarak hiçbir farkı yoktur. Eğer biz bu geleneği tanımaz ve güncelleyemezsek; dünya bize bunu 'yeni bir keşif' gibi sunar ve biz de kendi öz mirasımızı başkasının icadıymış gibi büyük bir iştahla tüketiriz.” Konuşmasında restorasyon yanlışlarına ve kültürel varlıkların korunmasına dair hayati uyarılarda bulunan Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, arkeolojik verinin hassasiyetine vurgu yaparak; "Bizler küçük bir kiremit parçasından, bir isimden yola çıkarak koca bir yerleşkeyi keşfedebiliyoruz. Eğer restorasyon sırasında 'bu sadece bir taş' deyip o izi yok ederseniz, bir sonraki neslin o hikâyeyi öğrenme şansını elinden alırsınız. Vakıf eserlerini korumak sadece fiziki bir tamirat değil, modern koruma ilkeleriyle o tarihi veriyi geleceğe nakletmektir" ifadelerini kullandı. Vakfiyelerin korunmasına verilen önemi tarihi bir örnekle ifade eden Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, Amasya’daki bir vakfiye kitabesinde yer alan; "Her kim bu vakfı yok etmeye kastederse Tanrı’nın ve meleklerin laneti onun üzerine olsun" yazısını hatırlatarak, medeniyetimizin bu eserlerin bekasına verdiği kutsal öneme işaret etti. İKÇÜ'lü Gençlerden Geleceğe İmza Program; "Mimariyi Zarafetle ve Vakıf Kültürü ile Buluşturan Kareyi Yakala" temalı fotoğraf yarışmasında ödül alanlara hediyelerinin takdimi, fotoğraf sergisinin ziyareti, Vakıf Sokağı’nın gezilmesi ve İKÇÜ’de ilk kez bir öğrenci topluluğu tarafından kurulan kütüphanenin açılışı ile sona erdi. -
05.05.2026
Sanayinin Kalbinde Güç Birliği
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi ile İKC-ENSO Topluluğu ev sahipliğinde düzenlenen; geleceğin mühendislerini sektörün öncü firmalarıyla buluşturan Mühendislik ve Sektör Buluşmaları "MUSEB 2026", resmi açılış töreni ile başladı. Akademik derinliği endüstriyel tecrübeyle birleştiren organizasyonda öğrenciler, iki gün sürecek 10 farklı oturumda sektörün güncel dinamiklerini uzmanlarından dinleme şansı yakalıyor. İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (İAOSB) ve Ulukent Sanayiciler Derneği gibi güçlü paydaşların destek verdiği etkinlikte; fuaye alanında kurulan 40’ı aşkın firmanın standı, öğrencilere profesyonel iş ağlarını geliştirme ve kariyer imkânlarını yerinde değerlendirme fırsatı sunuyor. Organizasyonun açılış törenine; İKÇÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Süleyman Akbulut ve Prof. Dr. Yasin Bulduklu, İAOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cem İnam, Ulukent Sanayiciler Derneği Başkanı Mehmet Ömer Telcioğlu, İKÇÜ MMF Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, Mühendislik Topluluğu Akademik Danışmanı Doç. Dr. Ahmet Aykaç ve Mühendislik Topluluğu Başkanı Zührenaz Elif Akbulut katıldı. 21. Yüzyıl Mühendisliğinde "Canlı Odaklı" Dönüşüm Açılış töreninde konuşan İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, mühendislik disiplininin sadece teknik bir uğraş değil, insanlığın var oluş mücadelesinde temel bir taşıyıcı sütun olduğunu vurguladı. Mühendislik biliminin 21’inci yüzyıla damgasını vurduğuna işaret eden Prof. Dr. Bulduklu, "Tarihsel bir perspektifle baktığımızda; 19. yüzyılın sosyal bilimlerin ve felsefi temellerin şekillendiği bir dönem olduğunu görüyoruz. Ancak 20. yüzyıl, mühendislerin hem yıkan hem de yeniden inşa eden gücüne tanıklık etti. Savaşların yönünü değiştiren mühendislik zekâsı, savaş sonrası dünyayı da imar ederek medeniyeti yeniden ayağa kaldırdı. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda ise artık bambaşka bir düzlemdeyiz. Bugün mühendislik, sadece bir inşa süreci değil; yapay zekâ, inovatif girişimler ve her 5 yılda bir kendini tamamen yenileyen teknolojik bir devrimdir. Artık sadece teknik bilgiye sahip olanlara değil, 'değişimi yöneten' vizyoner mühendislere ihtiyacımız var. Çünkü 21. yüzyıl mühendisi, dünyayı sadece tüketecek bir kaynak olarak gören değil, onu gelecek nesillere daha yaşanabilir bir şekilde devretmeyi hedefleyen bir 'emanetçi'dir" diye konuştu. Mühendislikte Paradigma Değişimi ve Ekosistem Sorumluluğu Mühendisliğin klasik "insan için çözüm üretme" disiplininden çıkıp, tüm ekosistemi merkeze alan "canlı odaklı" bir evreye geçtiğini belirterek yaşanan stratejik dönüşüme değinen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, mühendislik mesleğinin artık bir 'onarım' ve 'yaşatma' sorumluluğu da taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Bulduklu, "Geçmiş yüzyıllarda mühendislik, doğayı insanın konforu için dönüştürme sanatı olarak görülüyordu. Ancak bugün geldiğimiz noktada, insanı ekosistemin dışına koyan her çözümün, uzun vadede insanın kendisine zarar verdiğini görüyoruz. Artık sadece 'insan odaklılık' yeterli değil; bizler canlı odaklı bir mühendislik felsefesini benimsemek zorundayız. Bu felsefe; tasarlanan bir köprünün, geliştirilen bir algoritmanın ya da inşa edilen bir tesisin sadece kullanıcıya değil, içinde bulunduğu ekosistemin tüm paydaşlarına —toprağa, suya, hayvana ve bitki örtüsüne— nasıl hizmet ettiğini sorgular. Bizlere bırakılan mirası, yarının sahiplerine eksiksiz teslim etme borcumuz var. Bu noktada mühendislik, artık sadece verimlilik (efficiency) üzerine değil, 'yenileyici güç' (regenerative power) üzerine kurulmalıdır. Yapay zekâ ve inovatif girişimleri konuşurken asıl hedefimiz, bu gücü biyolojik yaşamın korunması ve geliştirilmesi için nasıl kullanacağımız olmalıdır. Kaynakları tüketen değil, döngüsel ekonomiyle kaynakları geri kazanan, doğayı taklit eden değil, doğayla uyumlanan çözümler artık mesleğinizin elit ve vazgeçilmez kısmını oluşturuyor" dedi. Sanayinin Kalbinde, Başarının Merkezindeyiz Öğrencilere girişimcilik ve hata yapma cesareti konusunda tavsiyelerde bulunan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, üniversite-sanayi iş birliğinin bu noktadaki kritik işlevine değinerek; İKÇÜ MMF’nin bu süreçteki başarılarının takdire şayan olduğunu söyledi. Üniversite-sanayi entegrasyonunun sadece bir iş birliği değil, milli kalkınmanın temel motoru olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bulduklu, "İKÇÜ olarak kendimizi çok şanslı bir konumda tanımlıyoruz. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’nin de her zaman ifade ettiği gibi; İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (İAOSB) ve Ulukent Sanayiciler Derneği gibi Türkiye’nin iki dev sanayi bölgesinin tam merkezinde yer alıyoruz. Coğrafi konumun ötesinde, biz sanayi ile birlikte yürümekten, onlarla ortak bir dil konuşmaktan son derece keyif alan bir üniversiteyiz. Paydaşlarımızın bize her aşamada sunduğu katkı, sadece fiziksel bir destek değil; öğrencilerimizin vizyonunu şekillendiren bir ekosistem desteğidir. Bugün 8'incisini gerçekleştirdiğimiz MUSEB, üniversitemiz ile sanayi dünyası arasındaki güvene dayalı iş birliğinin en somut meyvesidir. Bu kolektif ruh, İKÇÜ’nün hem İzmir hem de Türkiye ölçeğinde hızla yükselen ivmesinin en temel dayanağıdır. Bugün gururla ifade etmeliyim ki; dekanlığımızın ve tüm akademik kadromuzun özverili çalışmalarıyla 9 programımızın 7’sini akredite etmeyi başardık. Bu başarıda emeği olan alanından sorumlu Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Süleyman Akbulut’a, Dekanımız Prof. Dr. Gökçen Bombar’a ve tüm ekibine teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu. Üretim Cephesinin Neferleri: Ülkenize Olan Borcunuzu Unutmayın Açılış töreninde öğrencilere kendi hayatından bir kesit sunarak seslenen İAOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cem İnam, mühendislik disiplininin 36 yıllık dönüşümünü çarpıcı örneklerle özetledi. 1990 yılında başladığı mühendislik yolculuğunda hesap makineleri ve el çizimlerinden, bugünün yapay zekâ ve üç boyutlu simülasyon dünyasına gelindiğini belirten Başkan Vekili İnam, "Bizim zamanımızda hesap makineleri vardı, bilgisayar laboratuvarlarında sıra beklerdik. Bir teknik resmi elle günlerce çizerdik. Bugün tek bir tuşla simülasyon yapılıyor, yapay zekâ kod üretiyor. Araçlar, hız ve ölçekler değişti ama değişmeyen tek bir şey var: Çalışmanın ve emek harcamanın değeri. Yapay zekâ size cevap verebilir ama ona doğru soruyu sormayı, cevabı sorgulamayı ve gerçek dünyada bir fabrikayı ayağa kaldırmayı sizler başaracaksınız. Bunun kestirme bir yolu yok. Değişime açık olun, yapay zekâyı bir tehdit değil, bir takım arkadaşı olarak görün; ancak mühendisliğin özünün her zaman 'insan' olduğunu unutmayın. İster akademide kalın, ister sanayiyi seçin, kendi işinizi yapın, yurt dışına gidin, hangisi olursa olsun, bu ülkeye olan borcunuzu lütfen unutmayınız. Sizi bu noktaya getiren devletimizin verdiği eğitimler, hocalarımızın emeği, ailenizin fedakârlığı boşa gitmesin. Yolunuz açık olsun" dedi. Milli Kalkınmada Mühendisin Stratejik Misyonu Üretimin toplumsal refaha dönüşme sürecinde mühendisin üstlendiği sorumluluğa dikkat çeken İnam, mühendislerin bir ülkenin gelişimindeki rolünün sadece fabrikalardaki teknik süreçlerle sınırlı olmadığını, aslında bir milletin istikbalini inşa eden "stratejik bir misyon" olduğunu vurguladı. Başkan Vekili İnam, "Üretmeyen bir toplumun pazarlık gücü olmaz; üretmeyen bir mühendisin ise mesleki saygınlığı olmaz. Sizler bu ülkenin üretim cephesinde görev alacak, Türkiye'nin kalkınmasını ve bağımsızlığını fabrikalarda, Ar-Ge merkezlerinde şekillendirecek olanlarsınız. Bir ülkenin tam bağımsızlığı, kâğıt üzerindeki metinlerle değil, atölyelerindeki üretim çarklarıyla korunur. Mühendislik, bir ülkenin dışa bağımlılığını kıran, yerli ve milli çözümlerle kendi kendine yetebilmesini sağlayan en stratejik kalitedir. Atatürk’ün bizlere gösterdiği 'istiklal ve istikbal' hedefi, bugün mühendislik masalarında, simülasyon ekranlarında ve fabrika hatlarında hayat buluyor. Sizler mezun olduğunuzda sadece birer çalışan olmayacaksınız; Türkiye'nin küresel rekabet gücünü artıracak üretim cephesinin ön saflarındaki neferler olacaksınız" ifadelerini kullandı. Milli Değerlerle Entegre Teknoloji Vizyonu Akademik bilginin ancak üretimle buluştuğunda gerçek gücüne kavuşacağına değinen Ulukent Sanayiciler Derneği Başkanı Mehmet Ömer Telcioğlu, sanayi dünyasının sadece diploma değil, sorgulayan ve risk alan bireyler aradığını söyledi. Üretim sürecinde hata yapmanın gelişimin bir parçası olduğunu ifade eden Başkan Telcioğlu, genç mühendislere şu tavsiyelerde bulundu: "Bugün küresel rekabet artık sadece bilgiyle kazanılmıyor; uygulama hızı, adaptasyon yeteneği ve iş birliği kabiliyeti en az bilgi kadar değerli hale geldi. Üniversitelerimizde üretilen teorik bilgi çok kıymetlidir, ancak bu bilginin sahaya dokunması ve somut bir üretime dönüşmesi şarttır. Hata yapmaktan korkmayın, çünkü sadece üretmeyenler hata yapmaz; ancak aynı zamanda gelişemezler de. Başarının bedelini bir dönem için ödemekten kaçınanlar, başaramamanın bedelini bir ömür boyu ödemek zorunda kalırlar. Vaktinizi lüzumsuz ekran başlarında heba etmek yerine, kendinize yatırım yapın; yabancı dilinizi geliştirin, teknolojiyi takip edin ve merak etmeyi asla bırakmayın." Mühendislik adaylarının sadece teknik eleman değil, birer "gelecek mimarı" olduğunu hatırlatan Başkan Telcioğlu, konuşmasını toplumsal sorumluluk vurgusuyla tamamladı: "Sizler sadece geleceğin mühendisleri değil, aynı zamanda bu ülkenin üretim gücünü belirleyecek nesilsiniz. Atamızın çizdiği yolda ilerlerken; ülkemizin kültürünü, değerlerini ve aile kurumunun önemini asla unutmayın. Milli değerleriyle barışık, teknolojik dünyaya entegre olmuş bir mühendis profili, Türkiye’nin en büyük gücü olacaktır. Sizlerin başarısı, Türkiye’nin başarısıdır." Kurumsal Özgüven: "Tam Akreditasyon" Gururu Etkinliğin ev sahibi olarak kürsüye çıkan İKÇÜ Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, fakültenin yakaladığı başarı ivmesine değindiği konuşmasında öğrenci odaklı anlayışlarını, akademik kadronun niteliği ve gelişime açık vizyonları ile harmanladıklarını kaydetti. Dekan Prof. Dr. Bombar, "Sadece 16 yıl önce birkaç idealist akademisyenle yola çıkan bu üniversitenin bugün ulaştığı ivme, büyük bir azmin eseridir. Hedefimiz nettir: Tüm ön yargıları kırarak; ne denli güçlü, üretken ve nitelikli bir yapıya sahip olduğumuzu kamuoyuna kanıtlamak. MÜDEK tarafından yapılan değerlendirmelerde, başvuruda bulunan 7 programımızın tamamı akredite edilmiştir. Üstelik programlarımızın ilk başvurularında 'tam akreditasyon' alma başarısı göstermesi, akademik camiada nadir görülen olağanüstü bir başarıdır. Bugün bu kürsüde bu kadar tereddütsüz özgüvenle konuşmamın ardındaki asıl güç, öğrencilerimizin gözlerindeki o ışık ve başarıya olan açlığıdır" şeklinde konuştu. MUSEB 2026: Kariyer Yolculuğunda Bir "Kazan-Kazan" Modeli Etkinliğin sekiz yıllık yolculuğuna ve sektörel entegrasyona dikkat çeken Mühendislik Topluluğu Akademik Danışmanı Doç. Dr. Ahmet Aykaç, MUSEB’in sadece bir organizasyon değil, bilginin somut değere dönüştüğü stratejik bir platform olduğunu vurguladı. Mühendisliğin merkezinde çözüm ve dönüşümün yattığını belirten Doç. Dr. Aykaç, "Sekiz yıl önce mütevazı adımlarla başladığımız Mühendislik ve Sektör Buluşmaları’nın bugün katlanarak büyümesi, bu etkinliğin akademik ve endüstriyel dünyada ne kadar kritik bir boşluğu doldurduğunun en net göstergesidir. MUSEB, tam da bu amaca hizmet eden canlı bir ekosistemdir; aslında tam bir 'kazan-kazan' projesidir. Öğrencilerimiz daha eğitim aşamasındayken gerçek dünya ve sektör tecrübesiyle tanışma imkânı bulurken; firmalarımız da ihtiyaç duydukları nitelikli insan kaynağına doğrudan erişme fırsatı yakalıyor" dedi. Sponsor Desteği ve Kariyer Fırsatları Etkinliğin mimarı olan İKC-ENSO Topluluğu adına söz alan Topluluk Başkanı Zührenaz Elif Akbulut, MUSEB 2026’nın öğrenci heyecanı ile sektör vizyonunun harmanlandığı özel bir atmosfer sunduğunu belirtti. Mühendisliğin sadece laboratuvar tasarımlarından ibaret olmadığını ifade eden Akbulut, "İKC-ENSO olarak temel amacımız, öğrenci arkadaşlarımızın teknik gelişimlerinin yanı sıra sosyal olarak da yetkin bireyler haline gelmelerini sağlamaktır. Bu etkinlik süresince kurulacak her temas ve yapılacak her tecrübe paylaşımı, biz genç mühendis adaylarının kariyer yolculuğunda birer fener niteliği taşıyacaktır. Bizler; araştıran, sorgulayan ve üretmeye hevesli bir nesil olarak Türk sanayisinin gücüne güç katmaya adayız" şeklinde konuştu. Akbulut ayrıca akademik derinliği endüstriyel tecrübeyle birleştiren, "MUSEB 2026"ya destek olan İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Sanayici ve İşadamları Sağlık ve Eğitim Vakfı’na; altın sponsorlarımız Bakı Vinç, Hareket ve Rijit Mühendislik’e; gümüş sponsorumuz Halliburton’a; destek sponsorlarımız Vendor Mühendislik, Volkan İtfaiye, Teknoloji Transfer Ofisi ve Yük Mühendisliği Birliği yetkililerine teşekkürlerimizi iletiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. Açılış konuşmalarının ardından, "MUSEB 2026" kapsamında düzenlenen teknik oturumların ilki gerçekleştirildi. İndas Otomasyon ve Teknoloji bünyesinde görev yapan Siber Güvenlik Uzmanı Kaan Selek, mühendislik disiplinlerinde siber güvenliğin stratejik önemini ele alan kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Protokol üyelerinin fuaye alanındaki standları ziyaret ederek yetkililerden bilgi aldığı, iki gün sürecek olan Mühendislik ve Sektör Buluşmaları, farklı disiplinlerden uzmanların katılacağı paneller ve teknik sunumlarla devam edecek. -
30.04.2026
Dönüşümün Mimarı Gençler II. Ulusal Öğrenci Kongresi SUBAI 2026’da Buluştu
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Bilim İletişim Ofisi ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi koordinasyonunda; Ankara OSTİM Teknik Üniversitesi, İzmir Demokrasi Üniversitesi ve öğrenci topluluklarının iş birliğiyle düzenlenen “II. Ulusal Öğrenci Kongresi – SUBAI 2026”, akademik dünyayı ve genç araştırmacıları bir araya getirdi. Yapay zekâdan ikiz dönüşüme, savunma inovasyonundan dijital finansa kadar iş dünyasının geleceğini şekillendiren kritik başlıkları “Yapay Zekâ Çağında Sürdürülebilir İşletmeler” temasıyla odağına alan kongrede, 23 farklı üniversiteden 73 bilimsel bildiri yer aldı. Kongrenin açılış töreni; İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Devrim Ünay, İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, İKÇÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı ve Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sevtap Ünal ve OSTİM Teknik Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Hamide Özyürek, çok sayıda araştırmacı, öğrenci ve akademik konuğun katılımıyla yapıldı. Gençlerin Dönüşüme Dahil Olması Geleceğe Umutla Bakmamızı Sağlıyor Kongrenin açılış töreninde konuşan İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, üç yükseköğretim kurumunun ortak bir amaç etrafında buluşmasının önemine değindi. Kongrenin bir öğrenci organizasyonu olmasının takdiri hak ettiğini belirten Rektör Köse, günümüz dünyasında sadece tek bir alanda uzman olmanın yeterli olmadığını, gençlerin disiplinler arası bir vizyon geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Rektör Köse, “Üniversitemizin ev sahipliğinde düzenlenen ve bir öğrenci organizasyonu olan bu anlamlı kongre, her yönüyle takdiri hak ediyor. İlk olarak, üç önemli yükseköğretim kurumunun ortak çalışma kültürü içinde bu kongreyi hayata geçirmiş olması, kurumsal iş birliğinin gelişmesi açısından çok kıymetli. Akademik hayatın henüz başında olan siz gençlerin bu tür etkinliklerde sorumluluk alması, geleceğe umutla bakmamızın en büyük gerekçesidir. Teknoloji alanlar arası geçişkenliği artırdı. Sizi farklı kılan emin olun bakış açınız olacaktır. Salt kendi alanınızda uzman olmanız artık yeterli değil; diğer disiplinlerin bakışını da kazanmanız bugünün bir gereği. Bu çağ farklılığın ve farklı olmayı pazarlamanın çağı haline geldi. Farklı bakış açılarını bir araya getirerek çok daha güçlü ve kapsayıcı çözümler üretebiliriz. Gençlerin bu dönüşümü tartışması, güçlü Türkiye’nin inşası için bir gerekliliktir” dedi. Dijitalleşmenin Ahlakı İçinde bulunulan dönemin değişimden ziyade derin bir "dönüşüm" süreci olduğuna işaret eden Prof. Dr. Köse, dijitalleşmenin ruhuna ahlaki bir çerçeve çizilmesi gerektiğini, sürdürülebilirliğin anahtarının insan odaklı bir yaklaşım olduğunu aktardı. İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, “Çağımız değişim ve dönüşüm çağı. Değişimi yönetmek nispeten kolay olsa da dönüşümü yönetmek çok boyutlu bir yapıya sahip. Bu başlıklar, yalnızca akademik tartışmaların değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal dönüşümün de merkezinde yer alıyor. İşte bu dönüşümde hem geleneği korumak hem de geleceği şekillendirmek başta bilgi ve farkındalık ister. Gelenek demişken dijitalleşmenin ahlakını da hatırlatmak isterim. Zira ahlaki zeminden yoksun, insanı yok sayan bir anlayışın sürdürülebilirliği yoktur ve dünü yok sayarak yarına erişemezsiniz. Görünürdeki başarıların temeli ve dünü yoktur. Dolayısıyla sizlerin kültürümüzden kopmadan yarını inşa etmenize ihtiyaç var” şeklinde konuştu. Disiplinler Arası İş Birliği ve Üniversite-Sanayi Güç Birliği Kongrenin bir öğrenci organizasyonu olmasının altını çizen Rektör Köse, gençlerin farklı disiplinlerden gelen yetkin isimlerle buluşmasının vizyoner bir kazanç olduğunu belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Farklı disiplinlerden bir araya gelmiş öğrenciler olarak alanınyetkin isimleri ile tanışma imkânı bulacaksınız. Yapay zekânın işletme fonksiyonlarını nasıl dönüştürdüğünü, sürdürülebilirlik ilkelerinin üretim ve tüketim süreçlerine nasıl yön verdiğini, dijital finans ve lojistiğin küresel ticareti nasıl yeniden tanımladığını birlikte tartışacağımız bu platform; aynı zamanda disiplinler arası düşünmenin önemini de bir kez daha ortaya koyacaktır. Bu noktada disiplinler arası iş birliklerinin sektörler arası güç birliğini artıracağını hatırlatmak isterim. Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesinin, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasının ve yenilikçi girişimlerin desteklenmesinin gençlerin katkısı ile şekillenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda düzenlenen kongremizin, yeni iş birliklerine kapı aralayacağına ve somut çıktılar üreteceğine yürekten inanıyorum. Bu anlamlı organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Yenilikçi Fikirlerin Zeminini Gençler İnşa Edecek İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Devrim Ünay, güncel ve geleceği şekillendiren bir konunun etrafında buluşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Üniversite olarak bu vizyoner projenin paydaşı olmaktan gurur duyduklarını ifade eden Prof. Dr. Ünay, disiplinler arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Yapay zekâ ve sürdürülebilirlik kavramlarının iş dünyasındaki yeni konumunu özetleyen Prof. Dr. Devrim Ünay, “Bugünün dünyasında sürdürülebilirlik ve yapay zekâ, işletmeler için yalnızca bir tercih değil, aslında bir zorunluluk haline gelmiştir. Gençlerimizin bu alandaki katkıları, geleceğin iş dünyasını şekillendirecek en önemli güçlerden biri olacaktır. Bu tür buluşmaların; bilgi paylaşımını kökleştireceğine, disiplinler arası iş birliklerini güçlendireceğine ve en önemlisi yeni, yenilikçi fikirlerin doğmasına zemin hazırlayacağına gönülden inanıyorum. İzmir Demokrasi Üniversitesi olarak bu vizyoner yolculuğun bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz. Organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyor, kongrenin verimli, ilham verici ve başarılı geçmesini diliyorum" dedi. Rasyonel Kararlar Toplumsal Fayda ile Şekillenmeli Yapay zekâ ve sürdürülebilirliği günümüz dünyasının en net iki gerçeği olarak tanımlayan İKÇÜ İİBF Dekanı ve Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sevtap Ünal, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik arasındaki paradoksal ilişkiye ve etik değerlerin önemine dikkat çekti. Teknolojinin değil; insanın ve gezegenin odağa alınması gerektiğini vurgulayan Dekan Prof. Dr. Ünal, “Bu kavramlar ilk bakışta iki ayrı kutup gibi görünse de aslında bir arada anlam kazanan ve birbirini tamamlayan bileşenlerdir. Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, sürdürülebilirliğin nihai amacı her zaman insan refahıdır. Bu nedenle teknolojiyi değil, insanı ve gezegeni merkeze alan bir bakış açısını benimsemeliyiz. Yapay zekâ; enerji optimizasyonundan atık yönetimine kadar pek çok alanda işletmelere rehberlik ediyor. Ancak burada ironik bir durum söz konusu: Yapay zekâ sistemlerinin kendisi de ciddi bir enerji tüketimine yol açıyor. Bu dilemmayı aşmak için 'daha akıllı sistemler' kadar, 'daha az kaynak tüketen sistemler' geliştirmek zorundayız. Alınan kararların yalnızca kısa vadeli kâr maksimizasyonuna değil, uzun vadeli toplumsal ve çevresel etkilere göre şekillenmesi şarttır. Bu noktada 'akıllı karar' ile 'doğru karar' arasındaki farkı çok iyi ayırt etmek durumundayız" dedi. Teknolojiyi Sadece Kullanan Değil Sorgulayan Nesiller Dijital dönüşüm sürecinde eğitim kurumlarının misyonuna değinen Dekan Prof. Dr. Ünal, yeni neslin sadece teknolojiyi kullanan değil, onun etkilerini derinlemesine sorgulayan bireyler olması gerektiğini belirtti: Ünal, "Bizim görevimiz, öğrencilerimizi sadece teknik becerilerle değil, aynı zamanda etik farkındalık ve çok disiplinli düşünme yetkinliğiyle donatmaktır. Gençlerimiz bu iki güçlü kavramın kesişiminde yeni çözümler üreteceklerdir. Genç araştırmacıların bakış açısıyla; yapay zekâ çağında işletmelerin nasıl daha sürdürülebilir, daha sorumlu ve daha yenilikçi olabileceğini tartışmak, biz akademisyenler için de ufuk açıcı bir deneyimdir. Bu anlamlı organizasyonu hayata geçiren İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, İzmir Demokrasi Üniversitesi ve OSTİM’e, tüm öğrenci kulüplerimize teşekkürlerimi sunuyorum” şeklinde konuştu. Akademik Tartışmanın Aktif Paydaşları: Öğrenciler OSTİM Teknik Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Hamide Özyürek, etkinliğin sadece akademik bir buluşma değil, geleceğin işletmecilik vizyonunu inşa eden bir platform olduğunu vurguladı. SUBAI 2026’nın en ayırt edici özelliğinin öğrencilerin üstlendiği aktif rol olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hamide Özyürek, "Öğrencilerimizin bilimsel üretime ve geleceğin problemlerine çözüm üretmeye duyduğu ilgi, kongremizin gördüğü yoğun ilgiyle kanıtlanmıştır. SUBAI’nin en değerli tarafı, öğrencilerimizin sadece dinleyici değil; aynı zamanda bilgi üreten ve akademik tartışmaya katkı sunan aktif paydaşlar olmasıdır. Gençlerimizin sadece ders kitaplarıyla sınırlı kalmadığını; araştırmaya ve çözüm üretmeye ne denli hevesli olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, gençlerimizin çözüm üreten birer araştırmacı kimliği kazandıklarının kanıtıdır. Burada filizlenen fikirlerin, öğrencilerimizin kariyer yolculuklarında onlara rehberlik etmesini temenni ediyorum" dedi. Yapay zekânın işletme fonksiyonlarını kökten değiştirdiğini belirten Kongre Başkanı Doç. Dr. Hamide Özyürek, organizasyonun başarısının arkasındaki güçlü akademik iş birliğine ve kurumsal firmaların desteğine değinerek; organizasyonun mutfağında gece gündüz çalışan gençlerin emeğine vurgu yaptı. Doç. Dr. Özyürek, “İKÇÜ, OSTİM Teknik Üniversitesi ve İzmir Demokrasi Üniversitesi rektörlerine ve dekanlarına sundukları vizyoner destek için; kongrenin açılış bildirisini sunan Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu’na bilimsel katkıları için teşekkürlerimizi iletiyoruz. Ayrıca İKÇÜ İşletme ve Ekonomi Toplulukları; OSTİM Teknik İşletme, Fintech ve İş-Biz Toplulukları ile İzmir Demokrasi Üniversitesi bünyesindeki işletme topluluklarının sergilediği özverili çalışmalar için; kongrenin sürdürülebilirliğine katkı sunan sponsorlarımız AVEK, Balta Group, Ege İhracatçı Birlikleri, Meka, Can Kardeşler, Göl Pastanesi, Velante Coffee ve Çelebi’ye de şükranlarımızı sunuyoruz” diye konuştu. “En Büyük Eserimiz İnsan” Kongrenin açılış bildirisi, Stanford Üniversitesi’nin "Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları" listesinde yer alan ve uluslararası alanda pek çok ödüle layık görülen Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu tarafından sunuldu. “Dijital Dönüşüm ve Döngüsel Ekonominin Kesişimi: Dijital ve Döngüsel Tedarik Zinciri Yönetimi” başlıklı sunumuyla geleneksel “kâr odaklı” modellerin yerini “insan ve çevre odaklı” yapılara bırakması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Kazançoğlu “Ekonomik sürdürülebilirlikten vazgeçmeden; çevresel ve sosyal sürdürülebilirliği akademik çalışmalarımızın merkezine almalıyız” dedi. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında gündeme gelen "Dijital Ürün Pasaportları"nın (Digital Product Passport) yakın gelecekte tüm sektörler için bağlayıcı olacağını söyleyen Prof. Dr. Kazançoğlu, genç araştırmacılara seslenerek; “Bu pasaportlar, bir ürünün üretiminden geri dönüşüm aşamasına kadar tüm serüvenini içeren bir kılavuz olacak. Genç araştırmacılarımız bu alanda projeler geliştirmelidir. Döngüsel ekonomi reddetmekle başlar. Bir ürünün bir gün geri dönüşüme gireceğini hesaplayarak tasarlarsak, kaynak verimliliğini en baştan sağlamış oluruz. Kültürümüzde ve medeniyetimizde var olan 'israftan kaçınma' ve 'tamir etme' gelenekleri, bugün döngüsel ekonominin tam kalbinde yer almaktadır. Yeri gelsin tekrar kullanalım, yeri gelsin tamir edelim ya da yenileyelim. Ama mutlaka o ürünün yaşam döngüsünü uzatacak bir yol bulmalıyız. Telefon değiştirme sıklığımız bir yılın altına düşerse, hiçbir döngüsel yapı bu tüketim hızıyla baş edemez. Dijitalleşme bir fetişizm değil, bir araç olmalıdır. Geriye dönüp baktığımızda bizden kalacak en önemli eser insandır” ifadelerini kullandı. “Vahşi Kapitalizmden Sosyal Sürdürülebilirliğe” Döngüsel ekonomiyi sürdürülebilir kılmanın yolunun akıllı iş modellerinden geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Kazançoğlu, beyaz eşya sektöründeki "eskiyi getir, yeniye götür" kampanyalarını örnek gösterdi: “Bu modeller sadece çevreci bir yaklaşım değil, aynı zamanda lojistik maliyetleri düşüren ve herkesin kazandığı birer ticari başarı hikâyesidir. Genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamında artık 'atığı toplayıcıya verip kurtulmak' dönemi kapanmıştır. Yeni iş modelleri geliştirmek zorundayız.” Veriyle oynamanın ve gelecek senaryoları üretmenin bir DJ performansı gibi titizlikle yönetilmesine işaret eden Prof. Dr. Kazançoğlu, sektörlerin döngüselleşme süreçlerinin birbirinden farklı olduğunu örneklendirerek; “Et ve süt sektörünü bile aynı kefeye koyamayız; her birinin kendine özgü problemleri var. Örneğin ambalaj sektöründe çay atığından veya kahve posasından üretilen döngüsel tasarımlar, e-ticarette koruyucu ürünlere dönüşerek çevrimi tamamlıyor. Bu noktada endüstriyel tasarımcılarımızın ve mühendislerimizin disiplinler arası çalışması şart” dedi. Finansal teşviklerin artırılması, bağlayıcı standartların belirlenmesi ve "Eko-Tasarım" süreçlerinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eş güdümünde yürütülmesinin kritik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kazançoğlu; teknolojinin KOBİ’ler için ulaşılabilir ve ucuz hale getirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Açılış konuşmalarının ardından bilimsel programda yer alan oturumlara geçildi. -
30.04.2026Sürdürülebilir Ulaşımda İKÇÜ Vizyonu: Avrupa Akıllı Ulaşım Kongresi’nde Akademik Ödül
“Start-Up ve Akademi” kategorilerinde takdim edilen 9. Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri, 17. AUS Avrupa Kongresinde düzenlenen törenle sahiplerine verildi. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), akıllı ulaşım teknolojilerinin Avrupa’daki en prestijli buluşması olan 17. ITS Avrupa Kongresi’nden büyük bir başarıyla döndü. Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi (MMF) İnşaat Mühendisliği mezunu Dila Güzel’in, MMF Ulaştırma Anabilim Başkanı Doç. Dr. Oruç Altıntaşı’nın danışmanlığında tamamladığı yüksek lisans tezi, "AUS TÜRKİYE 9. Ulaşımda Aklın Yolu Akademik Ödülü"ne layık görüldü. Bu yıl İstanbul’da gerçekleştirilen; ulaşım teknolojilerinin kalbinin attığı, 50 ülkeden 3 bini aşkın katılımcıyı ağırlayan 17. ITS Avrupa Kongresi ve SUMMITS Uluslararası AUS Zirvesi, akıllı ulaşım sistemlerinin geleceğine yön veren projelere sahne oldu. İKÇÜ İnşaat Mühendisliği mezunu Dila Güzel; hava durumu ve çevresel faktörlerin bisiklet paylaşım sistemleri üzerindeki etkisini inceleyen “Assessing The Impact Of Weather And Spatial Environment On Bike-sharing System Usage Patterns: A Generalized Linear Mixed-effects (GLME) Approach” (Hava Durumu ve Mekânsal Çevrenin Bisiklet Paylaşım Sistemi Kullanımına Etkisinin Değerlendirilmesi: Genelleştirilmiş Doğrusal Karma Etkiler (GLME) Yaklaşımı) başlıklı yüksek lisans tezi ile akademik kategoride ödül aldı. Bisiklet Kullanımında Mevsimsel ve Çevresel Engeller Belirlendi Ödül alan çalışmasında Genelleştirilmiş Doğrusal Karma Etkiler (GLME) modelini kullanan Dila Güzel, süreci şu sözlerle aktardı: “Lisans ve yüksek lisans eğitimim süresince vizyonuyla bana her zaman yol gösteren, akademik rehberliğini ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen değerli danışmanım Doç. Dr. Oruç Altıntaşı’na en içten teşekkürlerimi sunarım. Hocamın desteğiyle 2025 yılında tamamladığımız tez çalışmamızda, çevreci ulaşım modellerinin temel taşı olan bisiklet paylaşım sistemlerinin İzmir ölçeğindeki dayanıklılığını mercek altına aldık. İstasyon bazlı küçük ölçekli sistemlerde hava koşullarının kullanıcı davranışlarını nasıl şekillendirdiğini bilimsel verilerle ortaya koyduk. Analizlerimizde; karmaşık etkileşimleri en doğru şekilde çözümleyebilmek adına GLME modellerinden yararlandık. Soğuk ve sıcak hava koşullarının; mevsimlerin hafta içi ve hafta sonu seyahatleri üzerindeki etkilerini analiz ettik. Araştırmamız; sonbahar mevsiminin eğlence amaçlı seyahatler için, kışın ise ulaşım amaçlı yolculuklar için en elverişsiz dönem olduğunu ortaya koydu. Ayrıca yaz mevsimindeki aşırı sıcak günlerin, bisiklet kullanımını yalnızca hafta içi günlerde olumsuz etkilediğini saptadık. Bu bulgular, sistemlerin daha dayanıklı hale getirilmesi için somut bir strateji rehberliği sunmaktadır.” İklim Krizine Karşı Dirençli Ulaşım Ağları Tez danışmanı Doç. Dr. Oruç Altıntaşı, araştırma bulgularının sadece birer istatistik değil; aynı zamanda iklim krizine karşı daha dayanıklı ve mevsimsel değişimlerden en az seviyede etkilenen sürdürülebilir ulaşım ağları inşa etmek için önemli bir yol haritası olduğunu belirtti. Doç. Dr. Altıntaşı: “Bisikletin hem bir hobi hem de ana akım bir ulaşım aracı olarak kullanımını teşvik etmeyi amaçlıyoruz. Araştırmamızın sonuçları, akıllı şehir planlamacıları için stratejik öneriler sunuyor. Geliştirdiğimiz çözüm yaklaşımları sayesinde, olumsuz hava koşullarının yarattığı bariyerleri aşmayı hedefliyoruz. Özellikle gelişmekte olan ülkeler bağlamında, bu tür stratejik müdahalelerin uygulanması, küçük ölçekli bisiklet paylaşım sistemlerinin genel sürdürülebilirliğini ve yaşayabilirliğini artırabilir. Bu ödül, veriye dayalı akademik çalışmaların şehir hayatına dokunan somut politikalara dönüşmesi yolunda bizler için büyük bir motivasyon kaynağı olmuştur” dedi. Yenilikçi Fikirlere Verilen Destek Önemli Akıllı Ulaşım Sistemlerinin (AUS) verimlilik, sürdürülebilirlik ve kullanıcı dostu yaklaşımlar çerçevesinde geliştirilmesi adına AUS Türkiye’nin üstlendiği misyona dikkat çeken Doç. Dr. Oruç Altıntaşı, sözlerini şöyle tamamladı: “Ulaşımda Aklın Yolu Ödülleri gibi platformlar, akademi ve start-up dünyasını bir araya getirerek yerli teknoloji üretimine büyük katkı sağlıyor. 2018 yılından beri geleneksel hâle gelen bu ödüllerin, yenilikçi fikirlerin desteklenmesi adına yol gösterici bir platform olduğuna inanıyorum. Öğrencimiz Dila Güzel’in tamamladığı bu tez; çeşitli hava koşullarında çevre dostu ve sağlık bilincine sahip ulaşım alternatiflerinin yaygınlaşmasına katkı sunması açısından oldukça değerlidir. İKÇÜ adına bu uluslararası gururu paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz.”
Toplam 366







